Herkes tutturmuş bir seçim tahmini alıp gidiyor. Bende dedim ki, neden bende bir tahminde bulunmayayım ve tahminimi burada açıklıyorum.
Efendim Ak Parti bu kadar çalkantılardan yine en avantajlı parti olarak çıkacak. Ak Partiye oy verenlerin içerisinde Cemaatle yakından uzaktan çok sayıda insan var elbette. Ama bu insanların Cemaatle olan ilişkisi, çocuğunu kursa gönderme, dini eğitim, televizyonlardaki türkü-şarkı fasıllarından dolayı bir sempati o kadar. Bu insanlar gerçekte Recep Tayyip Erdoğan hayranıdır ve bundan hiç bir şey eksik olmadı. Şu son yaşanan Süleyman Şah türbesiyle alakalı devletin tepesindekilere ait olduğu iddia edilen ve Youtube'a düşen ses kaydı Ak Parti'nin gücünü dahada artırdı. Kayıtlar gösteriyor ki, Suriye'den ve onun destekçisi Putin'i filan öyle zannettiğimiz gibi kaale alan bir başbakanda yokmuş aslında. Ülkenin menfaatleri için senaryo ve taktik üreten çok akıllı bir yönetim iş başında. Düşmana karşı taktik haktır düsturuyla hareket edecek olursak bu senaryolarda hiçbir kötü taraf yok. Hem bunlar adı üstünde ve konuşmalardanda anlaşılacağı üzere sadeve senaryolardır. Birilerinin dediği gibi Erdoğan'ı seçimlerden önce fedai çıkarma projesi filan değil. O birileri siyaset icabı elbette bunları diyecekler bu onların görevi zaten. Ama burada mesele milli memleket meselesi olunca onlar buradan çok kötü bir puan alacaklar. Seçimler öncesi bu puan hem CHP hem Cemaat ve hemde en çok MHP'den oyların Ak Parti'ye kaymasına sebep olacak.
Gelelim oyların taksimine:
Geçen seçimde %48 civarında oy alan Ak Parti bu oyundan %8 kadar Cemaat seçmeninden kaybedecek. Ama yaşanan son olay Cemaatten kaybedilecek oyun %5'ini geri getirecek: Şimdi etti mi %45. MHP'den %4'lük bir oy Ak Parti'ye kayacak. CHP'dende %4'lük bir oy Ak Parti'ye kayacak. Ettim mi sana %53. Şimdi gelelim kürt kökenli vatandaşımıza. Burada her ne kadar Selahattin Demirtaş miting meydanlarında o kadar milleti toplasada bu sadece göz yanıltmacası. Oradaki insanları halen PKK korkusuyla böyle hareket ettikleri malum. Cemaate çok sinirli olan Kürt halkından gelen Ak Parti oyu değişmeyecek, hatta daha da güçlenecek. BDP'nin Kürtçülük kitlesi değişmeyecek. Yani BDP'nin oyundan belki %1 kadar ancak Ak Parti'ye kayma ihtimali var. Şimdi ettmi Ak Parti'nin oyu %54. Ak Parti seçmeninden kasetler dolayısıyla kayma olacak bu da aşağı-yukarı %3'lük bir kitle. Bunlarda zaten eskiden beri Yimpaş meselesinden dolayı "acaba" diyen kitledir. Sonuç oldu Ak Parti için %51.
Efendim işte durum bundan ibarettir. Buda benim seçim tahminim. Sürprizlerde yaşanmaz değil. Mesela CHP seçmeni Kılıçdaroğlu'nun böylesine Milli bir meselede halen sen-ben kavgası içinde olması, sicilli kişiyi belediye başkan adayı yapması, taban tabana zıt dünya görüşü olanlarla flörtleşmesi oyları Ak Parti'ye kaydırmasada öfkeli seçmenin sandığa gitmemesine sebep olabilir. CHP ve MHP seçmeninin bu durumda kafası bir hayli karışık. Bunlar hesaba katıldığında Ak Parti'nin %60'lara çıkması bile mümkündür. Ama ben yinede yukarıdaki %51 tahminimde kalayım.
Pazara görüşmek üzere...
28 Mart 2014 Cuma
1 Şubat 2014 Cumartesi
17 Aralık 2013 Darbesiyle sık duyulan kelimeler
Burada yazılı olanlar 17 Aralık 2013 Darbesinin ardından yaşananlar ve önceki olaylar ışığında bir kanaat sahibi olma ve aydınlanma niteliği taşımaktadır. Yazılı olanların tamamı yazılı ve görsel basından alınan iddialar olup yazarın ve sitenin kanaatini ve görüşünü taşımamaktadır. Yazarın kanaatini taşıyan tek görüş 17 Aralık 2013'te yapılan baskınların bir Darbe olduğu görüşüdür. Darbeden önce ve sonrasındaki bazı olayların hükümeti devirmeye yönelik olduğu görüşüdür. İddialar zaten yatkili makamlarca ileride aydınlatılacaktır.
Ahmet Sürücü: BKZ. Süleyman Hamit Müftigil
Ak Parti: Çekemeyenleri AKP demekte direttikleri parti. Hatta bazılarının a... kepe diyerek yani "kepe" kelimesini söylemek için söylediği, aşağıladığı ve hukuki sorumluluktan böylece kurtulduğu parti. Başbakan Erdoğan'ı olmadan çok büyük bir hükmü olmayan parti.
Ananas Şifresi: İddia edilen paralel yapının birtakım içerideki işveren örgütleriyle yurtdışyla usulsüz, devlet bilgisi haricinde çevirdiği birtakım işler esnasında kullandığı iddia edilen şifre.İddia edilen diğer şifre tesbih.
(http://www.trthaber.com/haber/gundem/hukumete-tuzak-kurmuslar-117041.html)
Bedduaya lanet Duaya davet : 17 Aralık Darbesinden sonra Fethullah Gülen'in bedduasına karşı Ak Parti taraftarlarının başlattığı kampanya.
CHP: Hiç iktidarı göreceğine inanmadığım parti.
Bil-Verein: Gülen hareketinin Almanya'da faailyet gösteren derneklerinden biri. Stuttgart'ta faaliyet gösteriyor.
Cemaat: Fethullah Gülen Cemaati için kullanılıyor. Aslında Türkiye'de birçok cemaatler olmasına rağmen büyüklüğünden ve medyadaki sık kullanılmasından dolayı ilk akla gelen cemaat. Aynı Hocaefendilerin çokluğuna bakmaksızın Hocaefendi denildiğinde ilk olarak Fethullah Gülen'in akla gelmesin gibi.
Cemaat Medyası: İçinde Zaman Gazetesi, Samanyolu TV, Zaman Todays, Haberusya, Eurozaman, Samanyoluhaber, Sızıntı Dergisi (Dini ve Felsefi), Aksiyon Dergisi'nin bulunduğu çok geniş yelpazeli bir medya topluluğu. 17 Aralık Darbesini mahkeme sonuçları belli olmadığı halde daha baştan "yolsuzluk operasyonu" diyerek tanımlayan Fethullah Gülen yanlısı medya. Şimdiye dek Zaman Gazetesi en çok satılan gazeteydi. 17 Aralık Darbesinden sonra aboneliklerinin iptalinde patlamalar yaşandığı iddia ediliyor.
Dialog-Verein: Gülen hareketinin Almanya'da faailyet gösteren derneklerinden biri. Köln'de faaliyet gösteriyor.
Dolar: Amerika'da ocak ayında son derece sert geçen kışın hayatı felç etmesine rağmen gücünü ne hikmetse korumayı başaran para birimi.
Dost Darbe: Paralel yapısıyla devletin içine sızan paralel yapı çetesinin 17 Aralık 2013'te yaptığpı darbe. Dost darbe denmesinin amacı hiç umulmayarak Müslüman olduğu bilinen bir cemaat tarafından geliyor oluşu.
Egemen Bağış: Avrupa Birliği bakanıydı. 17 Aralık 2013 Darbesinden sonra istifa etti.
Emniyet İmamı:
Euro:
Faiz: Başbakan Erdoğan'ın hiç sevmediği kelimelerden. TCMB'nin çok hızlı bir yükselişe geçmesinden sonra yükselterek tedbir aldığı bir bankacılık portföyü.
Faiz Lobisi: Gezi olayları esnasında Başbakan'ın bir yurtdışı gelişinde otobüsün üzerinde ilk olarak tabir ettiği söz. Burada kastedilen, Türkiye'yi ayağa kaldıracak hükümetin en etken silahı olan ekonominin birtakım küresel iç ve dış güçlerin işbirliğiyle çökertilmesini sağlayan işbirlikçileri.
Fethullah Gülen: Asıl Cemaatin lideri. Peygamberimizi her yıl düzenledikleri Türkçe Olimpiyatlarında 2013 yılında şarkılı türkülü ve İslami usullere göre giyimin kuşamın olmadığı ortamda gördüğünü söyleyen kişi. Aynı şekilde bazı müridlerininde salonda HZ. Muhammed'i gördüklerini iddia ediyorlar. O anı şöyle açıkladı:
13 yıldır Saylorsburg, Pennsylvania'da yaşıyor (2.2014). Alttaki Almanya WDR proğramında yayınlanan aşağıdaki Türkçe altyazılı belgeselde Fethullah Gülen'e başka bir pencereden bakma fırsatı bulacaksınız:
Gülen, "Kimse sezmeden devletin kılcal damarlarına kadar sızamalıyız, devleti ele geçirmeliyiz" mealinde bir söz sarfettiği videonun açığa çıkmasından sonra yargılamadan kaçtığı iddia ediliyor. Kendisi veya yakınlarının hastalığının tedavisi için gittiğini söylediği iddia ediliyor. Sonraları bu videonun bir montaj olduğu iddialarıda ortaya atıldı. Şu an bu video Youtube'da yayınlanıyor yıllardır.
Gülen Bewegung: Almanca Gülen Hareketi
Gülen Hareketi: Fethullah Gülen'e bağlı hareketin toplumda yer edinme hali. Bağlılık, bağlanmışlık hatte adanmışlıkta denilebilir. Almanya'da 50 özel okulları var. 300 ışık evleri var. Kiliselerle, bilim adamlarıyla ve politikacılarla irtibatı olan 15 tane vakıfının faaliyetleri var. Dünya genelinde 10 Milyon civarında Türk göçmenlerinin topluma entegre olma faaliyetlerini yürütüyor.
Gülen-Netzwerk: Tam çevirisi Gülen Ağı. Gülen hareketine mensup olanların faaliyet unsurlarının aralarındaki ağ, koordine.
Hakan Fidan: Başbakan Erdoğan'ın en çok güvendiği MİT Başkanı
Halkbank: Türkiye'nin şahlanmasında kilit rol oynayan banka. 17 Aralık 2013 Darbesinde hedef seçildi ve banka şefi evinde para olduğu bahanesiyle tutuklandı.
Haşhaşi: Başbakan Erdoğan'ın Cemaate yakıştırdığı sıfat.
Himmet Fişleri:
Hocaefendi: Türkiye'de birçok Hocaefendiler olmasına rağmen akla ilk gelen Fethullah Gülen oluyor. Bunun sebebi "deliye kırk gün deli desen deli olduğuna inanır" fetvasınca halkın medyada bu tabirin defalarca Fethullah Gülen kastedilerek zikredilmesinden dolayı bilinçaltına yerleşmesi olarak açıklamak mümkün.
İran: Cemaatin hiç haz etmediği, "Osmanlı'da derin devlet" adlı dizisinde "acem oyunu" diye konu ettiği devlet.
İstiklal Mücadelesi: Halkın büyük çoğunlunu arkasına alan Başbakan Erdoğan ve onu destekleyenlerin mücadelelerini tanımladıkları isim. Buna gözterdikler en önemli ve en haklı argüman olarak Başbakan Erdoğan'ın ta başından beri "Artık muhtar bile olamaz" lafıyla başlayan, arkasından kapatma davaları ve diğer birçok engeller sıralanıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu: Sadece muhalefet olsun diye muhalefet yapan, en karizmasız liderlerden biri. Tipi İsmet İnonü'yü andırıyor. Kendisini gördüğümde 80'li yıllarda işim olduğunda yanına gitmek zorunda kaldığım şişkin kendini beğenmiş, insana tepeden bakan devlet memurları aklıma geliyor.
Küresel Projeler: Başbakan Erdoğan ve yanlılarının Havalimanı, Köprü gibi mega projeler. Gezi platformu Bülent Arınç ile biraraya anlaşma masasına oturduklarından bu projelerin yapılmamasını teker teker sayarak şart koşmuşlardı. Bu nedenle küresel sermaye kendisini deşifre etmiş niyetini özellikle burada en bariz bir şekilde göstermişti. Başbakan Erdoğan taraftarları para verseler böyle bir şeyi yapamazlardı.
Küresel Sermaye: Ak Parti ve Başbakan Erdoğan yanlılarının Cemaatle işbirliği içerisinde olan bazı yurtiçindeki sermaye odaklarınında içinde olduğuna inanılan sermaye topluluğu olduğu iddia ediliyor. Başbakan Erdoğan'ı düşürme maksadıyla Gezi olayları ve son 17 Aralık Darbesiyle işleme koyulduğu iddia ediliyor. Türkiye'nin sermayesini çalıp çırpma ve kalkınmasını engelleyerek iddia edilen muhtemel bir "İslamcı" devletin tehlike arzetmeden önünün kesilmek istendiği iddia ediliyor bu sermaye tarafından.
PKK: Cemaat ile Yönetim arasında daha henüz tam anlamadığım şekilde politika olarak kullanılan terör örgütü
Recep Tayyip Erdoğan: T.C.'nin gelmiş geçmiş en cesaretli, en çok sekteye uğratılmaya çalışılan başbakanı.
Kara Propaganda: İktidarın ve Cemaatin birbirlerini kötülemek, değersizleştirmek amacıyla söyledikleri iddia edilen sözlerin tümü. Buna diğer partilerde dahil.
Mason Ahmet: BKZ. Süleyman Hamit Müftigil
Mavi Dosya: bkz. Sarıgül Dosyası
Mavi Klasör: bkz. Sarıgül Dosyası
MİT: Devletin gizli örgütü. İktidar ile Cemaat arasında daha tam anlamadığım bir şekilde politika haline gelen kurum. Cemaat MİT başkanı Hakan Fidan'ı tutuklatacaktı gibi söylemler mevcut.
Muammer Güler: 17 Aralık 2013 Darbesinde oğlunun tutuklanmasının ardından istifa etti. İçişleri bakanıydı.
Mustafa Sarıgü: CHP'den yolsuzluk dolayısıyla ihrac edilen ama yinede 30 Mart 2014 seçimlerinde İstanbul belediye başkanlığına yine CHP tarafından aday gösterilen, şu an Şişli belediye başkanı olan kişi.
Nefret Söylemi: Paralel yapıya karşı kendini savunmaya alan Başbakan Erdoğan'ın sözlerinin Cemaat medyası tarafından yorumu.
Paralel Yapı: 17 Aralık 2013 Darbesinde ilk olarak günyüzüne çıktığı iddia edilen, yargının içerisinde özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı düşürmeye yönelik Cemaat tarafından kurulduğu iddia edilen çete. Bu yapıya dahil olduğu iddia edilen veya zannedilenlerin tedbir amaçlı aralarındaki muhtemel işbirliğinin sekteye uğraması amacıyla 6000 polis ve savcıların Türkiye'nin çeşitli yerlerine dağıtılarak görev yerleri değiştirildi iktidar tarafından.
Sarıgül Dosyası: Kemal Kılıçdaroğlu'nun bürosunda üzerinde M. S. Sarıgül yazan ve içerisinde M. Sarıgül'ün şişli belediye başkanlığı esnasında ve daha öncesinde yaptığı iddia edilen yolsuzlukların deşifre edildiği iddia edilen dosya.
Süleyman Hamit Müftigil: Ocak sonlarında çıkan kasette 20 Ekim 2013'te Mason Ahmet denilen Ahmet Sürücü ile konuştuğu iddia edilen kişi. Paralel Yapı'nın İsrail bağlantılı lobiler ve finansal dünyasıyla ilişkiler sorumlusu olduğu iddia edilen kişi. Cemaatin finans koordinatörü olduğu iddia ediliyor. Yapı Kz İnşaat Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı oduğu iddia ediliyor. Çoğunluğu Türk olan yüzün üzerinde işadamı ve 250'ye yakın şirketi dolandırdığı iddia ediliyor. http://www.ulkehaber.com/cemaatin-suleyman-abisi-dolandirici-cikti_16488.html
Tesbih Şifresi: BKZ. Ananas Şifresi
Tuzluk: Ak Parti içindeki bazı cemaat yanlısı olduğu ve Fethullah Gülen'in talimatıyla istifa eddikleri iddia edilen Milletvekillerinin Başbakan Erdoğan tarafınan yapılan benzetmesi, nitelendirilmesi.
Tüdesb Verein: Açılımı, Türkisch Deutsche Institut/Türk Alman Enstütüsü. Gülen hareketinin Almanya'da faailyet gösteren derneklerinden biri. Eğitim faaliyetleri yürütüyor. Türk göçmen çocukları için Berlin Spandau'da 84 000m²'lik bir alan üzerine çok sayıda anaokulları ve dersaneleri açtılar. Aldıkları yer Nazi Almanyasının kışlasıydı ve Rudolf Hess orada asılarak idam edilmişti.
Türk Lirası: 17 Aralık Darbesi neticesinde gelen Yargı krizi ve arkasından gelen, Türkiye'yi de aşan tartışmalar sonucu değer kaybetti. Merkez bankasının Faiz artırımıyla müdahalesi sonucu ancak frenlenebilen değer. Dolar bu müdahaleden bir gün önce 2,39 TL'yi bulmuştu.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
Vaiz Lobisi: Başbakan'ın kullandeığı terim. Fethuollah Gülen'e veya emniyet imamı denilen kişiye atfen söylenen söz olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde tüm Cemaate atfen olduğuda kuvvetle muhtemeldir.
Yandaş Medya: Erdoğan'a sempatizanlarının olduğu iddia edilen medya. Bunlar arasına Kanal 7, Ülke TV, Haber 24, Star Gazete, Hebertürk vesaire bulunduğu iddia ediliyor. Eskiden CHP ve birçok muhalifler tarafınanda bu terimle itham edilen Cemaat medyasının kendisinin şimdi "yolsuzluk" soruşturmalarının üstünü örtmekle itham ettiği medyaya verdiği isim. Daha doğrusu eskiden kendisine denilen terimi kullanmıyor ama aslında şu an yaptığı bir zamanlar CHP'nin kendisine yaptığından farksız.
Yasin El Kadı: Müslüman ve cihadcı kimliğiyle bilindiği iddia ediliyor. El Kaide'ye yardım eden guruplar veya işadamlarıyla ilgili yaptırımlar uygulayan bir komite oluşturulmuş ve liste hazırlanmış. Usame Bin Ladin'inde bulunduğu bu listede isminin yer aldığı iddia ediliyor. Şimdilerde emniyetin Bilal Erdoğan'ında yanyana bulunduğu halde fotoğraflandığı iddiaları ortaya atıldı. Ama Bilal Erdoğan'ın yüzü fotoğraflarda pek tanınmıyor.
Yüksel Uğrulu: Almanya'da WDR televizyonunda 2013 yılında yayınlanan Fethullah Gülen'i anlatan "İmamın uzun kolu", "Fethullah Gülen'in ilişkiler ağı" adlı belgeselin yapımcılarından biri.
Zafer Çağlayan: 17 Aralık 2013 Darbesinde oğlu tutuklandı. Ekonomi bakanıydı. Arkasından diğet bakanlar Muammer Güler ve Eğeme Bağış'la istifa ettiler.
Güncellenecek
Ahmet Sürücü: BKZ. Süleyman Hamit Müftigil
Ak Parti: Çekemeyenleri AKP demekte direttikleri parti. Hatta bazılarının a... kepe diyerek yani "kepe" kelimesini söylemek için söylediği, aşağıladığı ve hukuki sorumluluktan böylece kurtulduğu parti. Başbakan Erdoğan'ı olmadan çok büyük bir hükmü olmayan parti.
Ananas Şifresi: İddia edilen paralel yapının birtakım içerideki işveren örgütleriyle yurtdışyla usulsüz, devlet bilgisi haricinde çevirdiği birtakım işler esnasında kullandığı iddia edilen şifre.İddia edilen diğer şifre tesbih.
(http://www.trthaber.com/haber/gundem/hukumete-tuzak-kurmuslar-117041.html)
Bedduaya lanet Duaya davet : 17 Aralık Darbesinden sonra Fethullah Gülen'in bedduasına karşı Ak Parti taraftarlarının başlattığı kampanya.
CHP: Hiç iktidarı göreceğine inanmadığım parti.
Bil-Verein: Gülen hareketinin Almanya'da faailyet gösteren derneklerinden biri. Stuttgart'ta faaliyet gösteriyor.
Cemaat: Fethullah Gülen Cemaati için kullanılıyor. Aslında Türkiye'de birçok cemaatler olmasına rağmen büyüklüğünden ve medyadaki sık kullanılmasından dolayı ilk akla gelen cemaat. Aynı Hocaefendilerin çokluğuna bakmaksızın Hocaefendi denildiğinde ilk olarak Fethullah Gülen'in akla gelmesin gibi.
Cemaat Medyası: İçinde Zaman Gazetesi, Samanyolu TV, Zaman Todays, Haberusya, Eurozaman, Samanyoluhaber, Sızıntı Dergisi (Dini ve Felsefi), Aksiyon Dergisi'nin bulunduğu çok geniş yelpazeli bir medya topluluğu. 17 Aralık Darbesini mahkeme sonuçları belli olmadığı halde daha baştan "yolsuzluk operasyonu" diyerek tanımlayan Fethullah Gülen yanlısı medya. Şimdiye dek Zaman Gazetesi en çok satılan gazeteydi. 17 Aralık Darbesinden sonra aboneliklerinin iptalinde patlamalar yaşandığı iddia ediliyor.
Dialog-Verein: Gülen hareketinin Almanya'da faailyet gösteren derneklerinden biri. Köln'de faaliyet gösteriyor.
Dolar: Amerika'da ocak ayında son derece sert geçen kışın hayatı felç etmesine rağmen gücünü ne hikmetse korumayı başaran para birimi.
Dost Darbe: Paralel yapısıyla devletin içine sızan paralel yapı çetesinin 17 Aralık 2013'te yaptığpı darbe. Dost darbe denmesinin amacı hiç umulmayarak Müslüman olduğu bilinen bir cemaat tarafından geliyor oluşu.
Egemen Bağış: Avrupa Birliği bakanıydı. 17 Aralık 2013 Darbesinden sonra istifa etti.
Emniyet İmamı:
Euro:
Faiz: Başbakan Erdoğan'ın hiç sevmediği kelimelerden. TCMB'nin çok hızlı bir yükselişe geçmesinden sonra yükselterek tedbir aldığı bir bankacılık portföyü.
Faiz Lobisi: Gezi olayları esnasında Başbakan'ın bir yurtdışı gelişinde otobüsün üzerinde ilk olarak tabir ettiği söz. Burada kastedilen, Türkiye'yi ayağa kaldıracak hükümetin en etken silahı olan ekonominin birtakım küresel iç ve dış güçlerin işbirliğiyle çökertilmesini sağlayan işbirlikçileri.
Fethullah Gülen: Asıl Cemaatin lideri. Peygamberimizi her yıl düzenledikleri Türkçe Olimpiyatlarında 2013 yılında şarkılı türkülü ve İslami usullere göre giyimin kuşamın olmadığı ortamda gördüğünü söyleyen kişi. Aynı şekilde bazı müridlerininde salonda HZ. Muhammed'i gördüklerini iddia ediyorlar. O anı şöyle açıkladı:
13 yıldır Saylorsburg, Pennsylvania'da yaşıyor (2.2014). Alttaki Almanya WDR proğramında yayınlanan aşağıdaki Türkçe altyazılı belgeselde Fethullah Gülen'e başka bir pencereden bakma fırsatı bulacaksınız:
Gülen, "Kimse sezmeden devletin kılcal damarlarına kadar sızamalıyız, devleti ele geçirmeliyiz" mealinde bir söz sarfettiği videonun açığa çıkmasından sonra yargılamadan kaçtığı iddia ediliyor. Kendisi veya yakınlarının hastalığının tedavisi için gittiğini söylediği iddia ediliyor. Sonraları bu videonun bir montaj olduğu iddialarıda ortaya atıldı. Şu an bu video Youtube'da yayınlanıyor yıllardır.
Gülen Bewegung: Almanca Gülen Hareketi
Gülen Hareketi: Fethullah Gülen'e bağlı hareketin toplumda yer edinme hali. Bağlılık, bağlanmışlık hatte adanmışlıkta denilebilir. Almanya'da 50 özel okulları var. 300 ışık evleri var. Kiliselerle, bilim adamlarıyla ve politikacılarla irtibatı olan 15 tane vakıfının faaliyetleri var. Dünya genelinde 10 Milyon civarında Türk göçmenlerinin topluma entegre olma faaliyetlerini yürütüyor.
Gülen-Netzwerk: Tam çevirisi Gülen Ağı. Gülen hareketine mensup olanların faaliyet unsurlarının aralarındaki ağ, koordine.
Hakan Fidan: Başbakan Erdoğan'ın en çok güvendiği MİT Başkanı
Halkbank: Türkiye'nin şahlanmasında kilit rol oynayan banka. 17 Aralık 2013 Darbesinde hedef seçildi ve banka şefi evinde para olduğu bahanesiyle tutuklandı.
Haşhaşi: Başbakan Erdoğan'ın Cemaate yakıştırdığı sıfat.
Himmet Fişleri:
Hocaefendi: Türkiye'de birçok Hocaefendiler olmasına rağmen akla ilk gelen Fethullah Gülen oluyor. Bunun sebebi "deliye kırk gün deli desen deli olduğuna inanır" fetvasınca halkın medyada bu tabirin defalarca Fethullah Gülen kastedilerek zikredilmesinden dolayı bilinçaltına yerleşmesi olarak açıklamak mümkün.
İran: Cemaatin hiç haz etmediği, "Osmanlı'da derin devlet" adlı dizisinde "acem oyunu" diye konu ettiği devlet.
İstiklal Mücadelesi: Halkın büyük çoğunlunu arkasına alan Başbakan Erdoğan ve onu destekleyenlerin mücadelelerini tanımladıkları isim. Buna gözterdikler en önemli ve en haklı argüman olarak Başbakan Erdoğan'ın ta başından beri "Artık muhtar bile olamaz" lafıyla başlayan, arkasından kapatma davaları ve diğer birçok engeller sıralanıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu: Sadece muhalefet olsun diye muhalefet yapan, en karizmasız liderlerden biri. Tipi İsmet İnonü'yü andırıyor. Kendisini gördüğümde 80'li yıllarda işim olduğunda yanına gitmek zorunda kaldığım şişkin kendini beğenmiş, insana tepeden bakan devlet memurları aklıma geliyor.
Küresel Projeler: Başbakan Erdoğan ve yanlılarının Havalimanı, Köprü gibi mega projeler. Gezi platformu Bülent Arınç ile biraraya anlaşma masasına oturduklarından bu projelerin yapılmamasını teker teker sayarak şart koşmuşlardı. Bu nedenle küresel sermaye kendisini deşifre etmiş niyetini özellikle burada en bariz bir şekilde göstermişti. Başbakan Erdoğan taraftarları para verseler böyle bir şeyi yapamazlardı.
Küresel Sermaye: Ak Parti ve Başbakan Erdoğan yanlılarının Cemaatle işbirliği içerisinde olan bazı yurtiçindeki sermaye odaklarınında içinde olduğuna inanılan sermaye topluluğu olduğu iddia ediliyor. Başbakan Erdoğan'ı düşürme maksadıyla Gezi olayları ve son 17 Aralık Darbesiyle işleme koyulduğu iddia ediliyor. Türkiye'nin sermayesini çalıp çırpma ve kalkınmasını engelleyerek iddia edilen muhtemel bir "İslamcı" devletin tehlike arzetmeden önünün kesilmek istendiği iddia ediliyor bu sermaye tarafından.
PKK: Cemaat ile Yönetim arasında daha henüz tam anlamadığım şekilde politika olarak kullanılan terör örgütü
Recep Tayyip Erdoğan: T.C.'nin gelmiş geçmiş en cesaretli, en çok sekteye uğratılmaya çalışılan başbakanı.
Kara Propaganda: İktidarın ve Cemaatin birbirlerini kötülemek, değersizleştirmek amacıyla söyledikleri iddia edilen sözlerin tümü. Buna diğer partilerde dahil.
Mason Ahmet: BKZ. Süleyman Hamit Müftigil
Mavi Dosya: bkz. Sarıgül Dosyası
Mavi Klasör: bkz. Sarıgül Dosyası
MİT: Devletin gizli örgütü. İktidar ile Cemaat arasında daha tam anlamadığım bir şekilde politika haline gelen kurum. Cemaat MİT başkanı Hakan Fidan'ı tutuklatacaktı gibi söylemler mevcut.
Muammer Güler: 17 Aralık 2013 Darbesinde oğlunun tutuklanmasının ardından istifa etti. İçişleri bakanıydı.
Mustafa Sarıgü: CHP'den yolsuzluk dolayısıyla ihrac edilen ama yinede 30 Mart 2014 seçimlerinde İstanbul belediye başkanlığına yine CHP tarafından aday gösterilen, şu an Şişli belediye başkanı olan kişi.
Nefret Söylemi: Paralel yapıya karşı kendini savunmaya alan Başbakan Erdoğan'ın sözlerinin Cemaat medyası tarafından yorumu.
Paralel Yapı: 17 Aralık 2013 Darbesinde ilk olarak günyüzüne çıktığı iddia edilen, yargının içerisinde özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı düşürmeye yönelik Cemaat tarafından kurulduğu iddia edilen çete. Bu yapıya dahil olduğu iddia edilen veya zannedilenlerin tedbir amaçlı aralarındaki muhtemel işbirliğinin sekteye uğraması amacıyla 6000 polis ve savcıların Türkiye'nin çeşitli yerlerine dağıtılarak görev yerleri değiştirildi iktidar tarafından.
Sarıgül Dosyası: Kemal Kılıçdaroğlu'nun bürosunda üzerinde M. S. Sarıgül yazan ve içerisinde M. Sarıgül'ün şişli belediye başkanlığı esnasında ve daha öncesinde yaptığı iddia edilen yolsuzlukların deşifre edildiği iddia edilen dosya.
Süleyman Hamit Müftigil: Ocak sonlarında çıkan kasette 20 Ekim 2013'te Mason Ahmet denilen Ahmet Sürücü ile konuştuğu iddia edilen kişi. Paralel Yapı'nın İsrail bağlantılı lobiler ve finansal dünyasıyla ilişkiler sorumlusu olduğu iddia edilen kişi. Cemaatin finans koordinatörü olduğu iddia ediliyor. Yapı Kz İnşaat Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı oduğu iddia ediliyor. Çoğunluğu Türk olan yüzün üzerinde işadamı ve 250'ye yakın şirketi dolandırdığı iddia ediliyor. http://www.ulkehaber.com/cemaatin-suleyman-abisi-dolandirici-cikti_16488.html
Tesbih Şifresi: BKZ. Ananas Şifresi
Tuzluk: Ak Parti içindeki bazı cemaat yanlısı olduğu ve Fethullah Gülen'in talimatıyla istifa eddikleri iddia edilen Milletvekillerinin Başbakan Erdoğan tarafınan yapılan benzetmesi, nitelendirilmesi.
Tüdesb Verein: Açılımı, Türkisch Deutsche Institut/Türk Alman Enstütüsü. Gülen hareketinin Almanya'da faailyet gösteren derneklerinden biri. Eğitim faaliyetleri yürütüyor. Türk göçmen çocukları için Berlin Spandau'da 84 000m²'lik bir alan üzerine çok sayıda anaokulları ve dersaneleri açtılar. Aldıkları yer Nazi Almanyasının kışlasıydı ve Rudolf Hess orada asılarak idam edilmişti.
Türk Lirası: 17 Aralık Darbesi neticesinde gelen Yargı krizi ve arkasından gelen, Türkiye'yi de aşan tartışmalar sonucu değer kaybetti. Merkez bankasının Faiz artırımıyla müdahalesi sonucu ancak frenlenebilen değer. Dolar bu müdahaleden bir gün önce 2,39 TL'yi bulmuştu.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
Vaiz Lobisi: Başbakan'ın kullandeığı terim. Fethuollah Gülen'e veya emniyet imamı denilen kişiye atfen söylenen söz olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde tüm Cemaate atfen olduğuda kuvvetle muhtemeldir.
Yandaş Medya: Erdoğan'a sempatizanlarının olduğu iddia edilen medya. Bunlar arasına Kanal 7, Ülke TV, Haber 24, Star Gazete, Hebertürk vesaire bulunduğu iddia ediliyor. Eskiden CHP ve birçok muhalifler tarafınanda bu terimle itham edilen Cemaat medyasının kendisinin şimdi "yolsuzluk" soruşturmalarının üstünü örtmekle itham ettiği medyaya verdiği isim. Daha doğrusu eskiden kendisine denilen terimi kullanmıyor ama aslında şu an yaptığı bir zamanlar CHP'nin kendisine yaptığından farksız.
Yasin El Kadı: Müslüman ve cihadcı kimliğiyle bilindiği iddia ediliyor. El Kaide'ye yardım eden guruplar veya işadamlarıyla ilgili yaptırımlar uygulayan bir komite oluşturulmuş ve liste hazırlanmış. Usame Bin Ladin'inde bulunduğu bu listede isminin yer aldığı iddia ediliyor. Şimdilerde emniyetin Bilal Erdoğan'ında yanyana bulunduğu halde fotoğraflandığı iddiaları ortaya atıldı. Ama Bilal Erdoğan'ın yüzü fotoğraflarda pek tanınmıyor.
Yüksel Uğrulu: Almanya'da WDR televizyonunda 2013 yılında yayınlanan Fethullah Gülen'i anlatan "İmamın uzun kolu", "Fethullah Gülen'in ilişkiler ağı" adlı belgeselin yapımcılarından biri.
Zafer Çağlayan: 17 Aralık 2013 Darbesinde oğlu tutuklandı. Ekonomi bakanıydı. Arkasından diğet bakanlar Muammer Güler ve Eğeme Bağış'la istifa ettiler.
Güncellenecek
Bugün bunları okudum
http://www.zaman.com.tr/ali-bulac/abdullah-gulun-perspektifi_2196849.html
http://www.zaman.com.tr/gundem_sabahtan-mizanpaj-hilesi_2196957.html
http://www.akparti.org.tr/site/basin-raporlari/guncel
http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/emniyet-imamindan-talimat-h21956.html
http://www.zaman.com.tr/gundem_sabahtan-mizanpaj-hilesi_2196957.html
http://www.akparti.org.tr/site/basin-raporlari/guncel
http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/emniyet-imamindan-talimat-h21956.html
AB, Cemaat, Kıbrıs ve Türkiye gerçekleri
AB, Cemaat, Kıbrıs ve Türkiye gerçekleri
Türkiye, Kıbrıs
politikasında Kıbrıs Türkünün yanında olduğunu belirterek AB’ye mesaj verdiğini
düşünüyorum. Seçimlerin arefesinde, seçimlerden sonraki politikasının ne olacağı
konusunda ipucu veriyor. Türkiye’nin, yani yönetimin AB’ye girmek istediğinde
artık kuşkularım var. Çünkü fazla naz aşık usandırır, ki Türkiye’nin artık AB’den
medet beklemeden kendi komşularıyla ve daha ilerisiyle güzel geçinip iyi
ticaretler yaparak gelişmekten başka çaresi yok. Zaten şu an Türkiye ayakları
yerden kesildi ve menzilden çıkmak üzere. Halkın AB’yi istemesinin sebebi daha
müreffeh bir hayat sürmek içindi. Ama artık görüldü ki AB’ye giren ülkeler bile
krizde. O yüzden AB’ye girmek her ne kadar Ak Parti’nin politikalarından gözüksede
çok aşırı manada eskiden olduğu gibi ateşli bir istek yok kanaatindeyim.
Burada Ali Bulaç
başta olmak üzere, “AB Türkiye’ye ılımlı İslam sözü verdide ondan şimdiye kadar
Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını tolare ettiler” mealindeki görüşleri tarihe bakıldığında Müslüman bir devletin bırakın kendilerine üyeliğini, güçlenmesini dahi istemedikleri kanaatinde halk Batı'nın. O nedenle Ali Bulaç'ın sözleri abes kalıyor burada. Gerçi Ali Bulaç’ta diğer birçok cemaatin başta
gelenleri ve yayın örgütleri gibi farklı kanaatler sergileyerek aslında kendi
içinde çelişir bir görüş sunuyor. Dışarıdan başta AB olmak üzere hükümete karşı
destek arayışında olan Cemaatin içindeki Ali Bulaç’ın Avrupa’da islamcı
kimliğiyle tanınıyor olması ve pekte istenen bir kişi olmayışı cemaatin
politikalarıyla karşılaştırıldığında ironik bir durum sözkonusu. Bu ironik
durumlar internete düşen ses kasetinde Fethullah Gülen’in Hüseyin Gülerce’nin
hükümetle uzlaşı tekliflerinden haberdar olup olmadığı ve duruşunun ne olduğu
istendiğinde üzüntülü tavır aldığı ve konuya ilgisiz kaldığı ironikliklerin ne kadar
derinlerde olduğu izlenimi veriyor.
Yani kısaca
söyleyecek olursak ya Ali Bulaç "islamcı" ya da "Ilımlı islamcı". "Ilımlı islamcı"ysa
Batı’daki adı neden "İslamcı". "İslamcı"ysa cemaate ters düşmüyor mu. O zaman Batı’nın
sert diye tabir ederek El Kaideyle işbirliği yaptığı iddiasını öne sürdüğü İHH
ve diğer sivil toplumlar içerisinde yer alması gerekmez miydi Ali Bulaç’ın. Bunu
cemaatin "ılımlılığına" bağlamak istiyorum ama İHH’ya yapılan polis baskınlarından ve
tutuklamalardanda pek hoşnut oldukları izlenimini aldım yayınlarından. O
halde pekte ılımlı değillermiş dedim.
O zaman şu görüşe
hakim oldum: Cemaat kesinlikler dini referansla değil, siyasi referansla
hareket ediyor. Dini siyasi hedefleri için kullanıyor. Bu görüş sadece benim
görüşüm değil. Aytunç Altındal 2009 senesinde youtube’a yüklenen videoda aynı
şeyleri savunmuş
Hüseyin Gülerce’nin
gösterdiği esneklik ve aynı samimi tutumu ne yazık ki Ali Bulaç’ta dahil kimse
şu ana kadar göstermedi. Ali Bulaç bir kere kendi içinde samimi bir duruşta
değil. Bir taraftan Yahudilerle ve Hıristiyanlarla diyalog misyonuna soyunmuş
"ılımlı İslam"ı dünyaya yayma misyonu olan bir cemaatin içinde yer alıyor, diğer
taraftanda “ılımlı İslam’ı getirme sözü verdiğini iddia ettiği hükümetin bunu yapmayınca
cezalandırıldığı” görüşünü dile getiriyor Gezi olaylarını ve devamında birçok
olaylarla birlikte 17 Aralık Darbesinide kastederek. Yani burada Ali Bulaç’ın ve
cemaatin neresinden tutacağı konusunda insan tereddüt içinde kalıyor. Cemaatin
"ılımlı İslam misyonu"nu destekliyorsunda hükümetinde bu yönde verdiği sözü
yerine getirmediğinden yakınıyor musun. Ki o zaman seni Batı boşuna İslamcı
olarak tabir ediyor. Ya yoksa "ılımlı İslam"a karşı mısın, ki o zamanda zaten
Cemaatle uyuşmuyorsun.
Birçok vatandaşın
genel kanaati şu: AB çifte standart uyguluyor. Diğer devletlerden beklemediği
kriterleri Türkiye’den bekliyor. Bunu yaparken asıl hedefi Türkiye’yi AB’ye üye
yapmak istemeyişidir. Ama buna engel olamayacaksada hiç değilse mümkün olduğu
kadar oyalayarak yine Türkiye’nin AB üyeliğini mümkün olduğu kadar ileri bir
tarihe atmak. Türkiye şu an adeta AB’ye girmekten çok AB’nin ne kadar samimi
olduğunu test eder görünümünde. Deyim yerindeyse Türkiye, AB’nin asıl niyetini
davranışlarıyla ve uyguladığı çifte standartlarla “kendi foyasını kendisinin
açığa çıkararak” söze gerek bırakmayacak kadar daha malum hale gelmesini
birazda alaycıl bir şekilde takip ediyor. Hani diyorlar ya hep AB Türkiye'nin fasılları ne kadar yerine getirip getirmediğini takip ediyor. Hayır, ben bunun tam tersinin daha yoğun olduğu kanaatindeyim. Türkiye şu an bazı siyasi ve ekonomik
çıkarlarına uygun olduğundan AB’ye üyelik konusunda ilgileniyormuş görünümünde.
Her ne kadar ekonomik olarak vazgeçilmezlik varsa veya bu gelişen ilişkilerde olacaksada
bu her iki taraf için geçerli. Onun için herhangi bir taraf diğerine ekonomik
dayatmalarla üyelik politikalarını etkileme gibi bir durumu şu an sözkonusu
değil. Görüldüğü gibi burada politikadan bahsediyoruz. Çünkü bu üyelik ve karşılıklı anlaşmadan çok politika meselesi haline gelmiştir. Eğer Rusya gibi doğalgazınız olsaydı iş kolaydı. O zaman kendileri
çağırırlardı gelin üye olun diye Rusya’ya yaptıkları gibi. Veya bazılarının
iddia ettiği gibi Müslüman çoğunluklu bir devlet olmasaydınız.
Yani vatandaşın görüşü, AB’ye
girmeniz için ya ekonomik olarak vazgeçilmez olacaksınız, ya da Müslüman bir
devlet olmayacaksınız. Veya Müslüman devletseniz son derece ılımlı, esnek ve
gevşek Müslümanlar olacaksınız. Her türlü tavize açık olacaksınız. Mesela HZ. Muhammed’in
karikatürlerine, Kuran yakmalar gibi nabız yoklama denemelerini, Gazze’ye
saldırılarda küçüklük psikolojisiyle gıkınızın çıkmaması gibi sınavları aşacaksınız.
Deyim yerindeyse yüzünüze tükürseler yağmur yağıyor diyerek kendinizi kandırarak sinirlerinizi
telkin ve teskin edeceksiniz, kendinize rağmen kendinizi sindireceksiniz,
pusturacaksınız. Onlarda “tamam büyüklüğümü anladı, farkına vardı, haddini
bildi” diyerek sana sınavı kazandığın “müjdesini” belki verecekler.
Rusya AB’ye
ve özellikle Almanya'ya doğalgaz konusunda şu an kök söktürüyor adeta. Rusya’ya olan bağımlılıktan
kurtulmak için yerkabuğunu bilmem kaç km derinlikte çatlatmak gibi doğa
katliamını yapalım mı yapmayalım mı tartışmasına dahi girdiler Almanlar şu an. Sayın
şansölyeleri Merkel bu girişimi doğa katliamı olmadan yapılmasını önemsemiş
görünüyor.
Bana göre gerçekte
ümidini kesti AB’den Türkiye. AB’de Türkiye gibi büyük bir devleti, hemde
çoğunluğu Müslüman olan bir devleti almaktan korktuğu için Türkiye’nin bu
isteksiz tutumundan memnun gibi bir izlenim veriyor sanki. Sadece fasılların
açılması dönemlerinde gazetecilerin ifade özgürlüğü gibi küçük bahanelerle
oyalamak istediği görüşünde Türkiye’deki büyük çoğunluk. Eskiden Kürtleri
katlediyorsunuz şimdide böyle diye dayatıyor AB görüşünde halk.
Ya
paketle kendi istediğin kıvama getir, değiştir, dönüştür, ya da kaldır at veya
senin kıvamına gelene kadar ertele gitsin politkası insanların inançlarını
rencide eden bir politikadır diyor halk. İnsanlar evlatlık aldıklarında ailemizin kıvamına
gelsinde öyle alayım demezler. Önce evlatlık alınır, sonrada onun eksikleri giderilir. Burada
büyük olandan büyüklük beklenir, küçük suçlanmaz. Sen değiş, ondan sonra aile
olalım denmez. Evlatlık alınacak çocuğa seni aile ortamıma almam için şu şartları yerine getir öyle gel denemez. Bu karşılıklı rızaya ve katlanmaya dayalı bir şeydir, insani bir birliktir. Mesele ekonomi olsa Bulgaristan ne kadar zengin? Türkiye Batı'nın yiyip yutup paketleyemeyeceği kadar büyük bir devlettir. O yüzden kabul etmeyecekler. Türkiye'nin sittin sene AB'ye girmeyeceği kanaatindeyim. Ama ekonomik olarak şahlanacak. O zamanda zaten AB'ye ihtiyacı olmadığından hayır diyecektir. Bu çok uzun bir süre değil. En fazla önümüzdeki 10-15 yılda bu olacak.
31 Ocak 2014 Cuma
Aytunç Altındal 2009: Fethullah Gülen’in çizgisinin özünde devletle bütünleşmek var devleti ele almak, geri almak var
Sunucu: Yavuz var, televizyonada çıktı konuştu, Skytürk’e de çıktı. Daha önce
Gülen cemaatinede yakınlığıyla bilinen ama şimdi cemaatle ilgili birtakım
bilgiler veren yabancı ajanslarada bilgiler veren bir isim Hakan Yavuz. Diyor ki mesela verdiği bilgiler içerisinde: Camaat
bir siyasi proje peşinde ve bu Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun bir proje
değil diyor. Yani onlardan uzaklaşma nedeninide böyle açıklıyor. Şimdi aynı
zamanda Amerikan basınında hakikaten Gülen’in Türkiye’de rejimle ilgili, rejimi
dönüştürmekle ilgili birtakım çalışmalar içinde olduğuda yazıldı. Bu arada
Amerika’da cemaati takip edenlerin karşılaştıkları bir vakıf var diyor, Türk Kültür Vakfı. TKV’nın başında
dışişleri bakanlığının eski bir mensubu olan Güler Köknar var. Ve bu vakıf Amerka’da yapılan etkinliklere adeta
para akıtıyor, festivaller yapıyor, ve festivalde Türk kültürü olarak tanıtılan
yine, yağlı güreş, mehter takımı, fesli ve türbanlı gençler. Şimdi bu bilgi
yine bir internet sitesinden alındı. Kısacası vakıf hükümet ve cemaatin oradaki
şubesi gibi. Topladığı desteği bu amaçla dağıtıyor diyor. Örneğin 2006
tarihinde Utah’ta bir İslam kentleşmesi modeli Konya. Dönüşmekte olan şehir Konya isimli bir
sempozyum düzenlenmiş. Bu aradada Türkiye’nin bu Utah Üniversitesindeki
çalışmalara ortadoğu araştırmaları
merkezi vasıtasıyla 900 bin dolar falan gibi paralar gönderdiği falan
söyleniyor. Yani Gülen’in Amerika ve Türkiye’de Türkiyeyle ilgili yoğun bir
siyasi faaliyette olduğu birçok yerden karşımıza çıkıyor. Acaba nedir bu F tipi yapılanma?
A. Altındal: Acaba nedir bu F tipi yapılanma başka bir hadise
hanımefendi. O polis içindeki yapılanmayla ilgili.
Sunucu: Ama yargıdada, her yerde bir F
tipi yapılanma var. Bütün bir F tipi kadrolaşmadan sözediliyor.
Altındal: Hanımefendi şimdi konuşmama izin veriyor musunuz?
Yani konuşabilir miyim? Konuşabileceksem söyleyeyim. Ama konuşamayacaksam hiç
konuşmayayım. Şimdi bakın bu olay Nurculuk olayı.
Sunucu: Bugün siz başka tartışmacı yok diye beni buldunuz zannediyorum.
Gülüşmeler...
Sunucu: Lütfen yani bak ikinizide bastırırım yani.
Y.N. Öztürk: Kesin hiç şüphem yok.
A. Altındal: Şimdi bakın Ruhat hanım. Olay Nurculukla ilgili
bir olay. Nur cemaatleri ta Said-i Kürdi’den beri var. Demin hocamızın
söylediği o Mallayla Papaz ortaklığı ta o zamandan var. Rahip Fruv’la Said-i
Kürdi arasında var.
Y.N. Öztürk: Derviş Vahdetiye git daha...
A. Altındal: Derviş Vahdetiye, hepsinde var o. Dolayısıyla
bir geleneğin devamı olarak Fethullah Gülen’de Nurcu diyor ki Yahudilerle ve Hıristiyanlarla biz
diyalog içinde olacağız diyorlar.
Y.N. Öztürk: Yani size görede o papaz molla işbirliği
çerçevesine, kategorisine konabilirmi? İşte orada ben mütereddidim yani.
A. Altındal: Nurcu efendim. Said-i Kürdi’nin bütün İngiliz Muhipler Cemiyetine girişi var
sokan kim, sokan Manyasizade Refik bey.
O zaman Refik bey Anayasa Mahkemesi
başkanıdır. Adı o zaman Said-i Kürdi idi sonradan Said-i Nursi oldu. Nurcu
hareketin özünde Fethullah Gülen’in
çizgisinin özünde devletle bütünleşmek var. Devleti ele almak, geri almak var.
Onların kafasında, diyor ki, bizim bir devletimiz vardı, biz o devleti
kaptırdık, şimdi biz o devleti geri alacağız. Bu yargıdanda olabilir,
tuvaletten Cumhurbaşkanlığı konağına kadar, köşküne kadar her taraf olabilir. Burada
hiç bir olay yok. Hukuken başka bir taraf olabilir, siyaseten Fethullah Gülen
hareketinin dini bir hareket olduğunu değil, siyasi bir hareket olduğunu
düşünüyorum.
A. Altındal: Said-i Nursi’nin hiç bir devleti yok. Said-i
Nursi’nin devleti falan bir tek Osmanlı devleti. Başkada hiç bir devlet yok
ortada. Said-i Nursi’nin getirdiği çizgide, İstanbul’a geldiği zaman söylediği
bir cümle vardı. Diyor ki, ben diyor işte ilk defa ışığı gördüm diyor: Ampul. Her
ampul diyor bir nur talebesidir. Dolayısıyladır ki onun gelmek istediği yer,
diyor ki İstanbuldaki hilafet ve müslümanları temsilen ortada bulunan kişiler yozlaşmış, çürümüş, bitmiş insanlardır.
Bunların atılarak yerine dini
bilen bizim gibi insanların gelmesi ve dini bir devlet, teokratik bir devlet
yapısının oluşumudur diyor.
Y.N. Öztürk: Abdülhamid’le mücadelesi var mesela. Cumhuriyeti
açık savunmaları var. Yani buralarda hüküm vermek kolay değil.
A. Altındal: Ben hüküm vermiyorum. Diyorum ki bu siyasi bir harekettir. Dini tarafı sadece kullanılan bir
olaydır. Çünkü Türkiye’de cemaat yok mu, Türkiye’de tarikat yok mu, var. Dini
tarikat olarak ortada bulunanların gösterdikleri bir İslam din anlayışı yok mu,
var. Bunları kabul ederiz, etmeyiz bu ayrı mesele. Doğrudan doğruya Fethullah
Gülen hareketi siyasi bir harekettir diyorum ben. Bu benim söylediğim.
Sunucu: Nedir siyasi hareket?
A. Altındal: Siyasetin amacıda bellidir.Bu Cumhuriyetin içerisinde yer alan hususların şu ya da bu şekilde o
cemaatin istediği şekle yöneltilmesidir. Cemaatlerde, unutmayalım şunu, merkezde Allah yoktur. Cemaatin
merkezinde Şeyh efendi kimse o vardır. Şeyh ne diyorsa o olur.
Y.N. Öztürk: Kesinlikle...
A. Altındal: Dolayısıyladır ki bu siyasi bir harekettir her
siyasi hareket gibi devlete sahip olmak ister.
Y.N. Öztürk: Cansız hocamın benim allame benim baş hocamın bu
dediğiniz manada ben 14-15 yaşlarında bunları dinledim. Onun derdi tarikatta
imanın şartı yedidir altı değil. Birincisi nedir biliyor musun o öbür altının
içinde yok: Şeyhin dediğine
teslimiyettir. Allah sonra
gelir.
A. Altındal: Evet aynen aynen.
Sunucu: Ve bizim dinimizde öyle bir aracı olmadığı içinde aslında...
Y.N. Öztürk: Bütün
din kıstaslarıyla imanın şartını yediye çıkardınızmı bu bir şirk olur, yani
putperestlik olur. Ha burada öyle mi değil mi o ayrı bir dava.
A. Altındal: Benim söyleyeceğim şu: Her siyasi hareket gibi Fethullah Gülen hareketi devleti, iktidarı
ele geçirmek arzusundadır. Bunu
normal karşılamak mümkündür. Siyasi
bir hareketiz biz dedikleri takdirde. Ama biz İslam dinini kullanarak,
ötekide diyor ki karşıtlarında başka şeyi kullanıyorlar. O da diyor ki
mesela ben de sosyalizmi kullanıyorum. Öteki diyor ki ben bilmem neyi
kullanıyorum. Bu da diyor ki biz de
İslam’ı kullanırız kardeşim. Yani İslam’ı kullanıp iktidara gelmektir. Aslolan
iktidardır. Ve aslolan iktidardır sözüde benden kaynaklanan, benim
keşfettiğim bir olay değildir. Fethullah Gülen cemaatinin büyük çoğunluğu veya
o görüşler paralelinde olan insanları büyük çoğunluğu çok
ilginçtir ki Utah’dan gelirler, Amerika’da. Utah Mormon’ların merkezinden
gelirler. Mesela Korkut Özal’da oradan geldi, Turgut Özal’da bir dönem orada
bulundu. Hepsinin geldiği yer Utah’dır.
Sunucu: Biz bunları yeni yeni öğreniyoruz yani...
A. Altındal: Tabi boşuboşuna mesela Utah’dan gelmiyor bu iş
buraya. Mesela Colorado’dan ne bileyim atıyorum California’dan gelmiyor.
Y.N. Öztürk: Espirisi ne bunun?
A. Altındal: Utah
Mormon eyaleti, Mormonların yönettiği eyalet. Dini olarak yönettikleri eyalet.
28 Ocak 2014 Salı
Başlıksız
C. siyasi tartışmanın
baş aktörü. Eğer siyasi tarışmayı bırakmazsa Merkez Bankasının dolara
müdahalesi ancak geçici bir nefes aldıracak diyor uzmanlar. Şu anda hiçbir
vatanını seven insan bu tartşmaları daha fazla kaşımaz görüşünde aklıselim
insanlar. Siyasi partilerin siyasi
tartışmaları hele helede şu seçimin arefesinde anlaşılacak bir meselede C.in bu
ateşinin sebebini kimse anlayamıyor. Zaten diş geçiremeyeceği hükümete neden bu
kadar yükleniyor anlamakta zorlanıyor vatandaş. Sonuçta ekonominin kötüye
gitmesi kalıyor ki C.in kırıp döktüğünün biri bin parça diyor vatandaş. Dolayısıyla
C. halkın çok hızlı bir şekilde destegini kaybediyor diyor vatandaş. Bazıları zaten şimdiye kadar olan desteğin
iktidardan kaynaklanan destek olduğunu, bundan sonra iktidarla arayı
açmalarıyla birlikte halkın desteğiylede arayı açtıklarına inanıyor bazı
çevreler. Zaten iktidarla arası iyiykende C. kafa karıştırıyordu diyor vatandaş
şunları kastederek: Hem siyasetle uğraşıyor hem dinle. Hem felsefeyle uğraşıyor
hem ekonomiyle. Hem kiliseyle, havrayla uğraşıyor hem camiyle. Ya hu sen nesin
anlayamadık, sen nesin onu söyle diyor vatandaş. Hele helede kazanamayacağı bir
ağız kavgasına girerek, çok havadan uçarak kendi itibarınıda zedeliyor, asıl kendine
zarar veriyor diyor vatandaş. Hem “Padişahı” nefret söyleminde bulunuyor diye
suçlayarak hemde böylesine sadece kendini bu meseleye kilitleyerek asıl kendi
itibarını halkın gözünde sıfıra düşürüyor diyor vatandaş. Halka reğmen kendi
felsefesini kabul ettirme girişiminde olup kaybedeceğini düşünüyor vatandaş.
C. eleştirilere başlangıçta dayanamayarak doların çıkışının zaten tartışmalar öncesinde FED'in kararıyla başladığını belirterek tartışmaların bunda etkisinin olmadığını ima etmişti. Ama sonraları kurnazlık yaptığını düşünerek hükümete "artık suçunu kabul et bak dolar yükseliyor" imasındaki söylemlerle (zaten tüm yayınlarında ima ettiği bu) bunu yönetime karşı bir baskı aracı haline dönüştürmeye çalışıyor. Dolayısıyla vatandaşın vergileriyle kazanılan paralarla oynanıyor. Kaybeden vatandaş oluyor.
C. eleştirilere başlangıçta dayanamayarak doların çıkışının zaten tartışmalar öncesinde FED'in kararıyla başladığını belirterek tartışmaların bunda etkisinin olmadığını ima etmişti. Ama sonraları kurnazlık yaptığını düşünerek hükümete "artık suçunu kabul et bak dolar yükseliyor" imasındaki söylemlerle (zaten tüm yayınlarında ima ettiği bu) bunu yönetime karşı bir baskı aracı haline dönüştürmeye çalışıyor. Dolayısıyla vatandaşın vergileriyle kazanılan paralarla oynanıyor. Kaybeden vatandaş oluyor.
Halk şöyle
düşünüyor: Bizim bu C. sözkonusu olduğunda tüm referanslarını dinden aldığını
düşünürdük. Ondan dolayı iyi günlerde hep onların birçok dallarda (siyaset, felsefe, roman, hikaye, seksi bayanlar ve
oğlanların yer aldığı reklamları, çizgifilm televizyonlarında neredeyse biç durmaksızın
15 dakikadan fazla oynatılan kapitalistlikle ifade edilebilecek reklamları, bankacılıkları,
genç oğlanlı kızlı şarkılı sahneleri, son derece seksi bayanların olduğu
dizileri) faaliyet göstermeleri insanın kafasını karıştırıyordu. Cahiller
o salonlarda kendilerini buldular adeta. “Vijdan azaplarından arındılar” resmen.
Onlara baktıkça Müslüman kadınlar ve kızlar başlarının açık olmasını mübah
görmeye başladılar. Bazı Müslüman ailelerde kızlarının oğlanlarla yanyana
gelmesine tahammül edemeyen babalar anneler artık kızlarının oğlanlarla yanyana
şarkılar türküler söylemesini normal görür oldular. Hatta onlara alkış
tuttular. Cesaretli olanlar onların tavırlarını hemen eleştirdi. Eleştirenler
başlarına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmediğini söylüyorlar, tam
açıklamıyorlar. Yani uzun lafın kısası mahremiyet gevşetildi, gevşetildi...
önce küçük çocuklarla başlayan şarkılar türküler sonra büyük yetişkin gençlerin
söylemelerine dönüştü gidiyordu. Hatta birisi o salonda HZ. Muhammed’i
gördüğünü söyledi, iş zıvanadan çıkmaya başladı. Eleştiriler çoğaldı. Bu
ülkedeki Sünni ve bilhassa büyük çoğunluğu oluşturan Hanefi Meshebindeki Müslümanların
Hıristiyanlara, Musevilere, Ateistlere ve herkese hiçbir diyeceği yok. Hatta
İslam’ın değişik renklerini, mesela Alevilik, Şiilik, Maliki Meshebi, Şafi
Meshebi, Hanbeli Meshebi gibi mesheblerede hiçbir diyeceği yok. Başı açıkmış,
kapalıymış, mayo giyermiş, denize girermiş, makyaj yaparmış, jöle sürermiş
bunlarla bizim derdimiz yok. Ama biriyle derdimiz var: Dinimizi kullanarak
kendi kesesini dolduranlarla. Bizde sizin gibi Müslümanlarız deyip dini
kullanarak kendi doğrularını kendi medyalarında vızır vızır yayınlayarak başkalarına
dayatmaya çalışanlarla. Bizim dinimizi kullanarak bize rağmen dinimizi
ılıtmaya, cıvıtmaya çalışanlarla. Kurban paralarını hak ettiği yere, Allah’ın
koy dediği yere değilde burslar için toplayanlarla. Laik devletin kılcal
damarlarına kadar girerek orada kendi amaçları doğrultusunda devleti dizayn
etmeye çalışanlarla. Bunlarla bizim derdimiz var, hep oldu zaten.
Ama buradaki
bağrımızın yumuşaklığı hep kullanıldı. Her yanımızı sertleştirsek, zırh haline
getirsekte bu yönümüz yumuşak işte. Suç bizim mi. Biz Allah’ı ve Peygamberini
çok seviyoruz. Başka türlüde olamayız zaten. Başka kimimiz var, kim kaldı şu
fani dünyada bize dayanak olacak. Memleketi çamurdan çıkarıp aklayıp paklayan
bir başbakanımız var. Ama bu başbakan kalplere hitap ediyor. Söylemlerinde riya
yok, şirk yok. O da yumuşak karnımızdan girdi elbette, doğru. Girdi ama o
salonda peygamber gördüm diyecek kadar küçülmedi. Bir devlet büyüğüne zina
edecektide son anda kurtardım. Ona bir osmanlı tokadı salladım diyerek
artistleşmedi. Beddua etmedi, lanet yağdırmadı. Tek suçu şu memleketi bataklıktan
çıkarıp bir senede dünyayı bilmeme kaç tur atarak halkı adına pazara çıkmak
oldu. Ne diyelim Allah kadir kıymet bilmeyenler hidayet versin.
Yumuşak karnımız
kollektif vijdan olamaz mı diyenlere şunu söyleyelim: O vijdan Müslümanlar
sözkonusu olduğunda üvey evlat muamelesi yapılıyor. Oraya güvenimiz malesef tam
değil ama ümitliyiz. Şimdilik o vijdan propagandalarla ve diğer birçok şeytani
yöntemlerle uyuşturuluyor. İşte bu yönetim bu vijdanın uyanmasınada önayak
olmak iddiasında. Bu iddia uluslararası alanda işini zorlaştırıyor. Çünkü bu
iddia bu yönetimin işini zorlaştırmadan önce bir başkalarının işini
zorlaştırmaya başlamıştı. “One Minute” diyerek başlamıştı bu kollektif vijdanın
uyanması ve sonra hiç umulmadık bir şekilde Günter Grass’ın şiirine kadar
yansıdı. Şimdi onlar bu yönetimin işini zorlaştırmaya, yok etmeye çalışıyorlar.
Kollektif vijdanın kendi çıkarlarından sapmasına razı değiller. Çünkü şu internet
diyarında artık kimse hiç bir şeyi gizleyemiyor. Yıllarca saltanat süren diktatör
rejimlerin, onları kendi istek ve menfaatleri doğrultusunda dizayn eden küresel
güçlerin işi artık çok zora girdi. İşte bütün mesele bu.
Bugün bunları okudum
http://haber.stargazete.com/guncel/fethullah-gulenin-tansiyonunu-olcen-doktor-sasirtti/haber-835534
Birtakım güruh dalga geçmiş. Bu hiç hoç değil. Bu dalga geçenleri kınıyorum. Doktor sadece kabaca bir kanaat için yapmış olabilir. Bunu bu kadar abartmanın ne alemi var anlamadım. Bunu bir duygu sömürüsü olarak yapmış olabilecekleri algısı yaratılmak istenmişse bu çok ayıp. Adam zaten senelerdir hasta.
http://haber.stargazete.com/kitap/bediuzzaman-said-nursinin-bir-arzusu-daha-gerceklesti/haber-835562
Anlaşılan o ki Said-i Nursi üzerindende politika devam ediyor. Yani Said-i Nursi'ye biz sahip çıkarız ama.... ...mı denmek isteniyor yani.
http://haber.stargazete.com/yazar/maseri-vicdan-asla-yanilmaz/yazi-835601
Bediüzzaman hazretlerinin şu sözü genel hissiyatı çok iyi yansıtıyor:
“Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor,
sonra maraz oluyor, niza ondan çıkıyor...”
(Tekelcilik anlayışı kendini sevmekten geliyor, sonra hastalık oluyor, ayrılık ve çekişme ondan çıkıyor)
“Gayr-i meşru tarik ile bir maksada giden zat,
gâliben maksudunun zıddıyla görür mücazat”
(Meşru olmayan bir yolla amacına ulaşmaya çalışanlar, çoğunlukla maksadının tersiyle cezalandırılırlar)
http://www.zaman.com.tr/ahmet-kurucan/neden-bbcye-konustu_2196014.html
http://www.zaman.com.tr/politika_bayik-pkk-olmadan-erdogan-krizden-cikamaz_2196060.html
Çözüm sürecinden rahatsızlığın bir ifadesi mi?
http://www.zaman.com.tr/bulent-korucu/mhpye-erzurumda-efkan-ala-piyangosu_2196079.html
Efkan Ala'yı alkışlayan halkla dalga geçmişe benziyor, onu alkışlamalarını içine yediremiyor sanki. Hemde kendi hemşehrileri olmasına rağmen. Eskiden İstanbul'a kapağı atmış, dilini değiştirmiş köye gelip cakas atan tipler vardı, onları hatırladım.
Cemaat bugün artık CHP'nin iktidar olmasını değil MHP'nin iktidar olması hayalini güdüyor.
MHP ve CHP diliyle yapılan haberlerle Ak Parti'nin Suriye politikalarını hedef alıyor: http://www.zaman.com.tr/politika_bdpli-tan-suriyeli-kurtlerin-ozerkligi-taninmali_2196058.html
Ekonomide kara propagandalar:http://www.zaman.com.tr/turhan-bozkurt/merkez-bankasinin-zor-karari_2196073.html
Çok iş biliyorlarsa neden kendileri bir parti kurup iktidar olmayı denemiyorlar?
http://www.trthaber.com/haber/dunya/24-apache-taarruz-helikopterleri-satisi-116555.html
http://haber.stargazete.com/medya/kartoglu-ahmet-turan-alkana-gore-erdogan-bu-isi-biraksa/haber-835616
http://www.trthaber.com/haber/gundem/sisli-belediyesine-silahli-saldiri-116554.html
http://www.ulkehaber.com/gursel-tekin-yolsuzluk-dosyasi-yalan-degil_14834.html
http://www.ulkehaber.com/istenmeyen-lekelere-buz-terapisi_14842.html
http://www.ulkehaber.com/newyork-timestan-erdogana-haddini-asan-gonderme_14830.html
http://www.ulkehaber.com/avrupa-konseyi-kafayi-turkiye-ile-bozdu_14829.html
http://www.zaman.com.tr/gundem_sol-iktidara-az-geldigi-icin-az-hirsizlik-yapiyor_2196147.html
Kuzu'nun söylediklerinin altına bir imza çakalım. Her ne kadar Kuzu ile ilgili haberi verenler onu tastik etmesede.
http://www.zaman.com.tr/gundem_5-hukuk-derneginden-basbakan-icin-suc-duyurusu_2196100.html
Erdoğan'a karşı destek arayışları devam ediyor.
“Soruşturmada görev alan emniyet müdürleri ve personeli bir gecede hallaç pamuğu gibi dağıtılmış, sonrasında emniyette cadı avı başlayarak ülkenin her noktasında 5 binden fazla emniyet personeli sürülmüştür. Soruşturmada şüpheliler hakkında verilen tedbir kararları işleme konmadığı gibi konulmuş olanlar da şaibeli şekilde ortadan kaldırılmıştır. Soruşturmaları yürüten savcılar açık bir şekilde tehdit edilmiştir. Urla’da Başbakan’ın yakını bir işadamının 1. dereceden sit alanına yaptığı villaları yıkmak isteyen vali sürülmüştür.”
Hallaç pamuğu istanbul dili. Ben buna çil yavrusu gibi diyorum :)))
http://www.zaman.com.tr/mumtazer-turkone/hukuk-ne-icin-lazim_2196077.html
Buda son zamanlarda hukukla kafayı bozdu. Neden hukukçu olmamış anlamıyorum. Sana bir şey söyleyeyim yazar çizer, "Hukuk halk olarak benim seçtiğimdir. Yarın senin seçtiğinede benim katlandığımdır."
Zaman'ın haberlerini okumayı burada kesmek istiyorum çünkü çok can sıkıcı. Ne varsa ne yoksa hükümete saldırı. Başka bildikleri yok şu sıralar. Diğer siteleride aynı kafa.
Han şimdi bir başka haber bulabildim: http://www.zaman.com.tr/gundem_gkore-5gyi-deniyor_2196127.html
Birtakım güruh dalga geçmiş. Bu hiç hoç değil. Bu dalga geçenleri kınıyorum. Doktor sadece kabaca bir kanaat için yapmış olabilir. Bunu bu kadar abartmanın ne alemi var anlamadım. Bunu bir duygu sömürüsü olarak yapmış olabilecekleri algısı yaratılmak istenmişse bu çok ayıp. Adam zaten senelerdir hasta.
http://haber.stargazete.com/kitap/bediuzzaman-said-nursinin-bir-arzusu-daha-gerceklesti/haber-835562
Anlaşılan o ki Said-i Nursi üzerindende politika devam ediyor. Yani Said-i Nursi'ye biz sahip çıkarız ama.... ...mı denmek isteniyor yani.
http://haber.stargazete.com/yazar/maseri-vicdan-asla-yanilmaz/yazi-835601
Bediüzzaman hazretlerinin şu sözü genel hissiyatı çok iyi yansıtıyor:
“Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor,
sonra maraz oluyor, niza ondan çıkıyor...”
(Tekelcilik anlayışı kendini sevmekten geliyor, sonra hastalık oluyor, ayrılık ve çekişme ondan çıkıyor)
“Gayr-i meşru tarik ile bir maksada giden zat,
gâliben maksudunun zıddıyla görür mücazat”
(Meşru olmayan bir yolla amacına ulaşmaya çalışanlar, çoğunlukla maksadının tersiyle cezalandırılırlar)
http://www.zaman.com.tr/ahmet-kurucan/neden-bbcye-konustu_2196014.html
http://www.zaman.com.tr/politika_bayik-pkk-olmadan-erdogan-krizden-cikamaz_2196060.html
Çözüm sürecinden rahatsızlığın bir ifadesi mi?
http://www.zaman.com.tr/bulent-korucu/mhpye-erzurumda-efkan-ala-piyangosu_2196079.html
Efkan Ala'yı alkışlayan halkla dalga geçmişe benziyor, onu alkışlamalarını içine yediremiyor sanki. Hemde kendi hemşehrileri olmasına rağmen. Eskiden İstanbul'a kapağı atmış, dilini değiştirmiş köye gelip cakas atan tipler vardı, onları hatırladım.
Cemaat bugün artık CHP'nin iktidar olmasını değil MHP'nin iktidar olması hayalini güdüyor.
MHP ve CHP diliyle yapılan haberlerle Ak Parti'nin Suriye politikalarını hedef alıyor: http://www.zaman.com.tr/politika_bdpli-tan-suriyeli-kurtlerin-ozerkligi-taninmali_2196058.html
Ekonomide kara propagandalar:http://www.zaman.com.tr/turhan-bozkurt/merkez-bankasinin-zor-karari_2196073.html
Çok iş biliyorlarsa neden kendileri bir parti kurup iktidar olmayı denemiyorlar?
http://www.trthaber.com/haber/dunya/24-apache-taarruz-helikopterleri-satisi-116555.html
http://haber.stargazete.com/medya/kartoglu-ahmet-turan-alkana-gore-erdogan-bu-isi-biraksa/haber-835616
http://www.trthaber.com/haber/gundem/sisli-belediyesine-silahli-saldiri-116554.html
http://www.ulkehaber.com/gursel-tekin-yolsuzluk-dosyasi-yalan-degil_14834.html
http://www.ulkehaber.com/istenmeyen-lekelere-buz-terapisi_14842.html
http://www.ulkehaber.com/newyork-timestan-erdogana-haddini-asan-gonderme_14830.html
http://www.ulkehaber.com/avrupa-konseyi-kafayi-turkiye-ile-bozdu_14829.html
http://www.zaman.com.tr/gundem_sol-iktidara-az-geldigi-icin-az-hirsizlik-yapiyor_2196147.html
Kuzu'nun söylediklerinin altına bir imza çakalım. Her ne kadar Kuzu ile ilgili haberi verenler onu tastik etmesede.
http://www.zaman.com.tr/gundem_5-hukuk-derneginden-basbakan-icin-suc-duyurusu_2196100.html
Erdoğan'a karşı destek arayışları devam ediyor.
“Soruşturmada görev alan emniyet müdürleri ve personeli bir gecede hallaç pamuğu gibi dağıtılmış, sonrasında emniyette cadı avı başlayarak ülkenin her noktasında 5 binden fazla emniyet personeli sürülmüştür. Soruşturmada şüpheliler hakkında verilen tedbir kararları işleme konmadığı gibi konulmuş olanlar da şaibeli şekilde ortadan kaldırılmıştır. Soruşturmaları yürüten savcılar açık bir şekilde tehdit edilmiştir. Urla’da Başbakan’ın yakını bir işadamının 1. dereceden sit alanına yaptığı villaları yıkmak isteyen vali sürülmüştür.”
Hallaç pamuğu istanbul dili. Ben buna çil yavrusu gibi diyorum :)))
http://www.zaman.com.tr/mumtazer-turkone/hukuk-ne-icin-lazim_2196077.html
Buda son zamanlarda hukukla kafayı bozdu. Neden hukukçu olmamış anlamıyorum. Sana bir şey söyleyeyim yazar çizer, "Hukuk halk olarak benim seçtiğimdir. Yarın senin seçtiğinede benim katlandığımdır."
Zaman'ın haberlerini okumayı burada kesmek istiyorum çünkü çok can sıkıcı. Ne varsa ne yoksa hükümete saldırı. Başka bildikleri yok şu sıralar. Diğer siteleride aynı kafa.
Han şimdi bir başka haber bulabildim: http://www.zaman.com.tr/gundem_gkore-5gyi-deniyor_2196127.html
27 Ocak 2014 Pazartesi
Erdoğan Ve Seçmenini Anlamak
Erdoğan seçmeni Batı'nın liderine olan bu son davranışlarını tekrar eskiden olduğu gibi Türkiye'nin yönetimini ehliyetsiz kişilere devrederek onlarla birlikte Türkiye'yi sömürme ve hortumlama niyetinden oldukları şeklinde algılıyor.
Türkiye'de halk artık kendi dilini anlayan bir hükümetin varlığından memnun.
İhalelerde yolsuzluk yakıştırmalarınıda samimi bulmuyor halk.
Çünkü sonuçta ihaleleri birileri kazanacak ve bu kazananın kendi seçtiklerine yakın olanların olmasından hiç gocunmuyor.
Barajlar, atom santralleri, köprüler, havaalanları ve daha birçok mega projelerin yapılmasını "Erdoğan ekolojik dengeyi bozuyor" şeklinde yorumlayıp Gezi olaylarında olduğu gibi kitleleri ayaklandırma girişimlerini halk samimi bulmuyor. Çünkü dünyanın birçok memleketlerinde bir oluk akarsuya onlarca barajlar inşaa ediliyor, kimsenin gıkı çıkmıyor diyorlar. Atom santrallerinin kurulmasını Türkiye'nin atom silahlara geçmesinin bir aşaması olarak gördüklerinden bunu istemediklerini düşünüyor, karşı duranların kendilerine güvensizliklerine karşı bir tavırla cevap veriyorlar. Havaalanını bilhassa Alman Frankfurt havaalanına bir rakip olacağından istemediklerini düşünüyorlar. Dünyanın işadamlarını havaalanından dolayı İstanbul'a çekeceğinden rahatsız olduklarını düşünüyorlar.
Onların Türkiye'nin gelişmesini engelleme, teknolojisini üretemeyerek kendilerinin gelişmesini engelleme niyetleri olarak algılıyorlar. Kendilerine her zaman muhtaç ederek sürekli Türkiye'ye satarak onlardan para kazanma niyetinde olduklarını düşünüyorlar.
Bu algılarını destekleyen en baştaki sebep olarak bu iktidara kadar geçen yaklaşık 80 yıl boyuncaTürkiye'nin bir karış ilerleme kaydedemeyişini gösteriyorlar.
Paralarının bundan 12 sene öncesine kadar hortumlamalarla peşkeş çekildiğini gösteriyorlar.
Türkiye'yi hiç olmadığı kadar güçlendiren Erdoğan hükümetinin halkın islami kimliğine güven kazandırdığından rahatsız olduklarını düşünüyorlar. Başarının kimliğine sahip çıkarak özgüvenini sağlamaktan geçtiği fikrini halka nakşettiğinden rahatsız olduklarını düşünüyorlar. Erdoğan hükümetini potansiyel bir İslam devleti kuracak diktatör ilan edecek kadar samimiyetsiz olduklarından şikayetçiler. Brükselde başka Ankara'da başka konuşuyor diyerek onun üzerinde baskıları artırma girişimlerinden şikayetçiler.
Kısacası Erdoğan üzerine gelindikçe güçlenen güçlendikçede kıskanılan, kıskandıkçada üzerine daha çok gidilen bir lider. Bunun sonucunda ama her zaman olduğu gibi yine halk galip gelecek, dolayısıyla Erdoğan daha çok güçlenerek çıkacak.
Bir zamanlar ehliyetsiz insanların elindeyken Türkiye'ye kimse gelipte ya hu size bir yardımda bulunmalı, bir karış yol katedemiyorsunuz. Bu işler şöyle olur, şunlar böyle olur demeyenler, hatta bundan kendilerine kâr çıkaranlar bugün nedense her şey yolunda giderken sesleri çıkabildiği kadar bağırıyorlar. Karadeniz halkını bile tahrik etme girişimlerine girerek oralarda barajlar inşa edilmesini engelleme, Türkiye'nin geleceğini ve rafahını engelleme çabasındalar diyor halk.
Halk son zamanlarda bilinçli olarak kara propagandalarla ekonomiyi çökerterek hükümetin en güçlü alanına leke sürme gayretlerinin farkında. Ama halk 6 sıfırı IMF ile Türkiye'den kimin def ettiğininde farkında. Bugün seçimlere kadar kur Dolar karşısında 5 TL'leride geçse bu halk bir zamanlar bu rakamın yüzlerle ifade edildiğini unutmadı.
Türkiye'de halk artık kendi dilini anlayan bir hükümetin varlığından memnun.
İhalelerde yolsuzluk yakıştırmalarınıda samimi bulmuyor halk.
Çünkü sonuçta ihaleleri birileri kazanacak ve bu kazananın kendi seçtiklerine yakın olanların olmasından hiç gocunmuyor.
Barajlar, atom santralleri, köprüler, havaalanları ve daha birçok mega projelerin yapılmasını "Erdoğan ekolojik dengeyi bozuyor" şeklinde yorumlayıp Gezi olaylarında olduğu gibi kitleleri ayaklandırma girişimlerini halk samimi bulmuyor. Çünkü dünyanın birçok memleketlerinde bir oluk akarsuya onlarca barajlar inşaa ediliyor, kimsenin gıkı çıkmıyor diyorlar. Atom santrallerinin kurulmasını Türkiye'nin atom silahlara geçmesinin bir aşaması olarak gördüklerinden bunu istemediklerini düşünüyor, karşı duranların kendilerine güvensizliklerine karşı bir tavırla cevap veriyorlar. Havaalanını bilhassa Alman Frankfurt havaalanına bir rakip olacağından istemediklerini düşünüyorlar. Dünyanın işadamlarını havaalanından dolayı İstanbul'a çekeceğinden rahatsız olduklarını düşünüyorlar.
Onların Türkiye'nin gelişmesini engelleme, teknolojisini üretemeyerek kendilerinin gelişmesini engelleme niyetleri olarak algılıyorlar. Kendilerine her zaman muhtaç ederek sürekli Türkiye'ye satarak onlardan para kazanma niyetinde olduklarını düşünüyorlar.
Bu algılarını destekleyen en baştaki sebep olarak bu iktidara kadar geçen yaklaşık 80 yıl boyuncaTürkiye'nin bir karış ilerleme kaydedemeyişini gösteriyorlar.
Paralarının bundan 12 sene öncesine kadar hortumlamalarla peşkeş çekildiğini gösteriyorlar.
Türkiye'yi hiç olmadığı kadar güçlendiren Erdoğan hükümetinin halkın islami kimliğine güven kazandırdığından rahatsız olduklarını düşünüyorlar. Başarının kimliğine sahip çıkarak özgüvenini sağlamaktan geçtiği fikrini halka nakşettiğinden rahatsız olduklarını düşünüyorlar. Erdoğan hükümetini potansiyel bir İslam devleti kuracak diktatör ilan edecek kadar samimiyetsiz olduklarından şikayetçiler. Brükselde başka Ankara'da başka konuşuyor diyerek onun üzerinde baskıları artırma girişimlerinden şikayetçiler.
Kısacası Erdoğan üzerine gelindikçe güçlenen güçlendikçede kıskanılan, kıskandıkçada üzerine daha çok gidilen bir lider. Bunun sonucunda ama her zaman olduğu gibi yine halk galip gelecek, dolayısıyla Erdoğan daha çok güçlenerek çıkacak.
Bir zamanlar ehliyetsiz insanların elindeyken Türkiye'ye kimse gelipte ya hu size bir yardımda bulunmalı, bir karış yol katedemiyorsunuz. Bu işler şöyle olur, şunlar böyle olur demeyenler, hatta bundan kendilerine kâr çıkaranlar bugün nedense her şey yolunda giderken sesleri çıkabildiği kadar bağırıyorlar. Karadeniz halkını bile tahrik etme girişimlerine girerek oralarda barajlar inşa edilmesini engelleme, Türkiye'nin geleceğini ve rafahını engelleme çabasındalar diyor halk.
Halk son zamanlarda bilinçli olarak kara propagandalarla ekonomiyi çökerterek hükümetin en güçlü alanına leke sürme gayretlerinin farkında. Ama halk 6 sıfırı IMF ile Türkiye'den kimin def ettiğininde farkında. Bugün seçimlere kadar kur Dolar karşısında 5 TL'leride geçse bu halk bir zamanlar bu rakamın yüzlerle ifade edildiğini unutmadı.
MHP Saldırısının Muhtemel Sebepleri
PKK Kürt devleti kurma hayalinden vazgeçmiş değil. Hatta eskisinden daha
çok bunun hayalini kuruyor. Ortalığı bulandırmak çok işine gelecektir.
Bilindiği üzere doğuda Cemaatin dersaneler açmasını istemeyenlerin
olduğu algısı mevcut. Van'da bir dersanenin molotoflarla basıldığında bu
dahada günyüzüne çıktı. MHP şu anda 17 Aralık 2013'te yapılan ve
iktidar tarafından Cemaatin içindeki paralel bir yapı kaynaklı darbe
olarak değerlendirilen baskınları destekliyor. Ak Parti Öcalan'la MİT
aracılığı ile görüşmeler sağlayarak Türkiye'de bir barış süreci sağladı.
Cemaat iktidarın Öcalan'la MİT aracılığıyla görüşmesinden rahatsızdır
şeklinde görüşler var. Her ne kadar Fethullah Gülen barış için baldıran
zehiri içmeye değer demiş ve son BBC mülakatındada bunu desteklemiş ve
doğru bulduğunu dile getirmişsede. O zaman Erdoğan biz baldıran zehiri
içmeye razıyız demiş MİT aracılığıyla Öcalan'la görüşmelere başlamış,
bunu ileriki aşamalarda BDP'ninde görüşmelerine izin vererek sürdürdü,
sürdürmekte. Şu an dahi ara ara BDP'liler bu görüşmelere devam
ediyorlar. Bunun adına barış süreci deniyor.
Esenyurt'ta MHP seçim bürosuna 27 Ocak 2014'te bir saldırı düzenlendi.
İstanbul Esenyurt'ta meydana gelen olayda, Seçim Bürosu'nun önüne gelen bir grup, MHP'liler ile tartıştı.
Gerginliğin büyümesiyle grup; partililere silah, bıçak ve sopalarla saldırdı. Olayda 3’ü ağır 5 kişi yaralandı
Şimdi bu barış süreci diye nitelenen sürecin devamında MHP saldırısını yapanların 4 niyeti olabilir:
1) MHP taraftarları içinde zaten var olan "Ak Parti PKK ile masaya oturdu" kızkınlığını pekiştirerek onların karşı saldırıya geçmelerini beklemekteler .
2) Bunu yapanları zaten şu an iktidarla Cemaat gerginliğinden faydalanarak Cemaatin üzerine atmak istemekteler .
3) PKK yaptı deyip barış sürecine balta vurmak istemekteler .
4) Oralarda MHP'nin varlığını istemeyen ve kendi bekasını sürdürmek isteyen Ak Parti'nin planladığı bir oyun algısını yaratmak. Burada mealen "Erdoğan halkı tahrik edici dil kullanıyor" diyenlere dikkat diyorum. Sakın onlar kendi kitlesini tahrik ediyor olmasın bu söylemle.
Sonrasında 27 Ocak 2014'te gece saat 23:00'da Şişli belediyesine yapılan silahlı saldırı Erdoğan'ın pazar günü Sarıgül dosyasını açıkladığı günün arkasından geliyor. Yani MHP saldırısınıda Şişli belediyesine yapılan saldırıyıda yapanlar yine gözleri Ak Parti'nin üzerine çekmek isteyen kişiler. Bu saldırıda şükür can kaybı yaşanmıyor.
Bekleyip göreceğiz ama ben birincisini ve dördüncüsünü daha olası görüyorum.
Esenyurt'ta MHP seçim bürosuna 27 Ocak 2014'te bir saldırı düzenlendi.
İstanbul Esenyurt'ta meydana gelen olayda, Seçim Bürosu'nun önüne gelen bir grup, MHP'liler ile tartıştı.
Gerginliğin büyümesiyle grup; partililere silah, bıçak ve sopalarla saldırdı. Olayda 3’ü ağır 5 kişi yaralandı
Şimdi bu barış süreci diye nitelenen sürecin devamında MHP saldırısını yapanların 4 niyeti olabilir:
1) MHP taraftarları içinde zaten var olan "Ak Parti PKK ile masaya oturdu" kızkınlığını pekiştirerek onların karşı saldırıya geçmelerini beklemekteler .
2) Bunu yapanları zaten şu an iktidarla Cemaat gerginliğinden faydalanarak Cemaatin üzerine atmak istemekteler .
3) PKK yaptı deyip barış sürecine balta vurmak istemekteler .
4) Oralarda MHP'nin varlığını istemeyen ve kendi bekasını sürdürmek isteyen Ak Parti'nin planladığı bir oyun algısını yaratmak. Burada mealen "Erdoğan halkı tahrik edici dil kullanıyor" diyenlere dikkat diyorum. Sakın onlar kendi kitlesini tahrik ediyor olmasın bu söylemle.
Sonrasında 27 Ocak 2014'te gece saat 23:00'da Şişli belediyesine yapılan silahlı saldırı Erdoğan'ın pazar günü Sarıgül dosyasını açıkladığı günün arkasından geliyor. Yani MHP saldırısınıda Şişli belediyesine yapılan saldırıyıda yapanlar yine gözleri Ak Parti'nin üzerine çekmek isteyen kişiler. Bu saldırıda şükür can kaybı yaşanmıyor.

Bekleyip göreceğiz ama ben birincisini ve dördüncüsünü daha olası görüyorum.
26 Ocak 2014 Pazar
Yiğit Bulut'tan fena korkmuşlar
Yiğit Bulut Gezi olaylarını arkaplanını anlatıyor. The Guardian ve Der Spiegel fena korktu.
Türkiye'deki 60 yıllık fakirliğin sebebi ne?
Alman Der Spiegel ve ingiliz The Guardian neden Gezi olaylarıyla bu kadar ilgilendi?
Yiğit Bulut'un Erdoğan'a başdanışman olmasından neden bu kadar korktular?
AB neden çökecek?
Petrol neden yükseldi? 2001 saldırıları neden yapıldı?
Yiğit Bulut neden istifa etti?
IMF Türkiye'yi nasıl sömürdü? Bankalar neden battı?
Erdoğan'ı neden bu kadar seviyorlar?
Mesut Yılmaz Tüsiad'a neden güvenmedi?
Mesut Yılmaz neden bazı bankaların karaparayla ilişkileri var dedi?
Türkiye'de faiz lobisi var denince neden komplo teorisi gibi bakılıyor?
Devlet garantisiyle halkı soyuyorlar başlıkları ne çabuk unutuldu?
Türkiye'deki 60 yıllık fakirliğin sebebi ne?
Alman Der Spiegel ve ingiliz The Guardian neden Gezi olaylarıyla bu kadar ilgilendi?
Yiğit Bulut'un Erdoğan'a başdanışman olmasından neden bu kadar korktular?
AB neden çökecek?
Petrol neden yükseldi? 2001 saldırıları neden yapıldı?
Yiğit Bulut neden istifa etti?
IMF Türkiye'yi nasıl sömürdü? Bankalar neden battı?
Erdoğan'ı neden bu kadar seviyorlar?
Mesut Yılmaz Tüsiad'a neden güvenmedi?
Mesut Yılmaz neden bazı bankaların karaparayla ilişkileri var dedi?
Türkiye'de faiz lobisi var denince neden komplo teorisi gibi bakılıyor?
Devlet garantisiyle halkı soyuyorlar başlıkları ne çabuk unutuldu?
25 Ocak 2014 Cumartesi
Ukrayna şimdilik duruldu

MHP'liler TRT spikeri Anda Özmen'in yavru muhalefet sözüne fena sinirlenmiş
Dervişlik olaydı tac ile hırka, biz dahi alırdık 30'a, 40'a
Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık 2013 Darbesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Fethullahçılar neden devletle arayı açtı?
Cemaat uzun süredir ilk kez devlet gücünden yoksun
22 Ocak
2014 Çarşamba, Fatih Altaylı, Habertürk
FETHULLAH Gülen Cemaati, uzun yıllardan beri ilk
kez böylesine bir durumla karşı karşıya. Ve belki de ilk kez "şaşkınlık" içinde.
Niyesini anlatayım.
Gülen Cemaati, aslına bakarsanız Türkiye'de oldukça uzun bir süredir iktidar ortağı.
Cemaat, etkinliği ve gücüyle paralel olarak, 1990'ların ortasından bu yana her dem devlet gücünü kullanan iktidarlarla yakın olmayı başardı.
Özellikle DYP ile başlayan "iktidarın" içinde veya "yanında" olma süreci, 28 Şubat'ta hafif bir kesintiye uğradıysa da Cemaat her dem iktidar gücünü yanında hissetti.
Türkiye'nin son 25 yılına damga vuran başbakanlar arasında sadece Necmettin Erbakan "Gülen Cemaati" ile pozitif bir diyalog içinde değildi.
Bunun haricinde tüm başbakanlar, Cemaat'le uyumlu davrandılar.
Cemaat'i asla karşılarına almadılar.
Devlet gücünü, belirli ölçüde Cemaat'le paylaşmakta sakınca görmediler.
Bülent Ecevit dahil, hemen hepsi Cemaat'le çatışmamayı siyasi bir tercih olarak kullandılar.
Bu durum Cemaat'e büyük bir güç sağladı.
Cemaat de özellikle merkez sağdaki tüm partilere yakın durdu ve bu partiler Cemaat'in uygun bulduğu isimleri parlamentoya kendi çatıları altında taşımayı kabul ettiler.
AK Parti de bundan müstesna değildi.
Hatta Cemaat ile en yakın ilişkiye giren parti, AK Parti oldu.
Çünkü birinin ideolojisi ile diğerinin tabanı büyük ölçüde örtüşüyordu.
Makul bir birliktelikti.
İslam anlayışlarında farklılıklar olsa da, sonuçta ortak anlayış "İslam"dı ve "detaylar" o gün için önem taşımıyordu.
AK Parti dönemi Cemaat için de "rahat hareket etme" dönemi oldu.
Bürokrasinin her türündeki etkinlikleri AK Parti döneminde zirveye ulaştı.
Ancak bir yere kadardı.
AK Parti yönetimi, Cemaat'ten rahatsız olmaya başladı.
7 Şubat'ta açığa çıkan "kavga" aslında 2 yılı aşkın bir süredir alttan alta yürüyordu.
Cemaat, AK Parti'nin icraatından rahatsızdı.
Çünkü AK Parti, Cemaat yurtlarının olduğu her yere, Milli Görüş'e geçmişten beri yakın olan vakıflar aracılığıyla yurtlar kurduruyor, Cemaat'in yerel veya uluslararası düşünce kuruluşlarının karşısına "devlet destekli" başka düşünce kuruluşları dikiyor, STK'larına karşı başka STK'ları destekliyordu.
Cemaat'te rahatsızlık had safhadaydı.
İşin gideceği yeri görüyorlardı.
Kavga 2011'den itibaren alttan alta sürüyor ama alevler dışarı çıkmıyordu.
Bu arada iktidar kanadı da ortak çıkarları konusunda Cemaat'in hamlelerine ve yaptıklarına ses çıkarmıyor, hatta bu ortak amaçlarda Cemaat'in yolunu açarak operasyonları yürütmesini sağlıyordu.
Ancak dershaneler konusu alttaki yangını bir anda yüzeye çıkardı.
Cemaat buna 17 Aralık hamlesiyle yanıt verdi.
Hükümet ise tüm riskleri göze alarak 17 Aralık hamlesini bastırdı.
Bunca yıldır bürokrasi içinde çok kolaylıkla yol alan ve istediğini yapan Cemaat'e yakın bürokratlar büyük bir yanılgı içinde hareket ettiler.
Geçmişte "devlet desteğiyle" yaptıkları "operasyonları" bu kez devlet desteği olmadan yapabileceklerini zannettiler.
Ancak bunun mümkün olmadığı, devletin çok güçlü olduğu gerçeğiyle karşı karşıya geldiler.
Eskiden Cemaat'e yakın bürokratların yolunu açan devlet, bu kez tam tersi bir hareketle tüm yolları tıkadı.
Cemaat uzun yıllardan beri, yaklaşık 20 yıldır ilk kez "iktidar ortağı olmadığını" anladı.
Peki bundan sonra ne olur?
Elbette Gülen Cemaati ortadan kalkmaz. Eski gücünü kaybeder ama varlığını sürdürür.
AK Parti diye bir parti kalmadığı zaman bile Cemaat büyük bir ihtimalle varlığını sürdürecektir.
Ama Türkiye'deki "iktidar gücünden" artık uzaktır.
Bu yüzden de "şimdilik" işi zordur.
Cemaat elbette hamlelerini sürdürecektir.
Ama artık devlet gücüyle hamle yapmak ile devlet gücüne karşı hamle yapmak arasındaki farkı öğrenmek zorundadır.
24 Ocak 2014 Cuma
Cari açık
CARİ AÇIK
Bunu bir insanın ayağını yorganına göre uzatıp uzatmamasına benzetebiliriz.
Yani bir insan kazandığından çok harcıyorsa bu anormal bir durumdur. Aynı şekilde bir devlette kazandığından çok harcıyorsa buda anormal bir durumdur. Bir devletin kazandığıyla harcadığı arasındaki bu rakam farkına cari açık denir. Örnek verecek olursak, bir devlet bir ayda 20 milyar dolar kazanmış ama 30 milyar dolar harcamışsa aradaki cari açık 10 milyar dolar eder.
Cari açık üç kısımdan oluşur. Bunlardan biri ithalat ve ihracattır. İkincisi hizmetlerdir. Bunlar turizm, sigortacılık ve taşımacılık gibi şeylerdir. Diğer ve son ayağıda transfer hesabı olup bunlar, yurtdışında çalışan işçilerimiz ve yurtiçinde çalışan yabancı işçilerin meydana getirdiği döviz transferidir.
Yukarıda bahsettiğimiz trasnferler, hizmetler ve ticaret sonucunda ülkeye giren döviz çıkandan az ise aradaki fark cari açığı gösterir. Cari açık bir başka deyişle cari fazladır.
CARİ AÇIĞIN SEBEPLERİ
1. İhracat
Cari açığın en önemli sebeplerinden biri gelişmekte olan ülke olmaktır. Çünkü gelişmekte olan bir ülke demek dış ticaret ortakları bulma yolunda daha çok çaba sarfeden, henüz dış ticarette belli bir kıvama gelememiş ülke demektir. Hükümetin senede dünyayı bilmem kaç kere tur atacak kadar yolculuk yapmasının sırrı budur. Bunun içine kaliteli üretilmiş malların dış ticarete sunulması, ucuz ve cazip sunulması gibi amansız yarışlar var demektir.
2. Hizmetler
Turizm, taşımacılık, Sigortacılık gibi hizmetlerin getirdiği bu kısmın en önemli ve en kolay gelir kaynağı Turizmdir. Çünkü ülkenize turist birinci derecede hava ve denizden dolayı gelir. Bu birincil avantajları olan ülkeler hazır petrolü satan araplara biraz benzerler. Çünkü hava ve deniz insanın kendi ürettiği şeyler olmadığından turistleri çekmek için çok aşırı uğraşlar gerektirmez.
3)Transfer
İşçilerin yurtdışına gidip gelmeleri devletin çok etkisi olacağı bir konu değildir, devletlerin etkili olacağı bir konudur. Devletlerarası konsensüsle olacak bir konudur. Bu yüzden tek taraflı bir devletin halledeceği bir konuda değildir iki devlet arasındaki konular. Burada kültür meselesi, tarihsel meseleler vardır. Eğer iki devletin kültürleri birbirine uymuyorsa, arada siyasi ve politik sorunlar varsa, ki bu genelde kültürlerin uymamasından kaynaklanır, o zaman ticaret ve ekonomide bundan etkilenir. Ülkelerin ticareti ve ekonomiyi ayrı kulvarlarda değerlendirmeleridir gerekli olan. Yoksa ülkelerin bütün ekonomileri bundan payını alır. Genelde ekonominin diğer sorunlardan ayrı değerlendirerek ve ticaretin artırarak sürdürülmesi devletlerin zenginleşmesi ve yakınlaşmasına yol açar, sebep olur. Neredeyse güçlü devletlerin asıl sırrı buradadır. Ticareti bütün siyasi ve politik unsurlardan ayrı kulvarlarda değerlendirimesi yani. Türkiye ekonomisinde atılan adımlar son yıllarda bu felsefenin benimsenmesiyle olmuştur.
MÜSLÜMAN BAZI ENTELLEKTÜELLERİN GENEL KANAATLERİ
Küresel güçteki devletlerin siyasi ve politik olayları kullanarak güçlü kaldıklarını inkar edemeyiz. Bu devletler genelde gelişmekte olan ülkelerin aksine birçok şeyi ekonomide rayına oturtmuş, kendi sözde ideolojilerini kullanıp güya birbirlerine karşıt durarak ve küçük ve gelişmekte olan ülkeleride böyle etkileyerek "küçük balıkları yemektedirler". İdeolojilerin artık günümüzde pek rağbet görmediği günümüzde bazı devletlerin fitneci hükümetleri artık inançları kullanarak, bazı farklı inançtaki topluluk ve devletleri birbirine düşürerek modern anlamda çalıp yağmalamakla ekonomilerini ayakta turmaya çalışıyorlar. Geçmiştede bunun koloniler şeklinde örnekleri yaşanmıştı.
Birçok devletlerdeki dini farklılıklardan dolayı savaşa girişenleri birilerinden kurtarma adına oraya girip o devletleri kendilerine sizi kurtardık diye tazminata mahkum ediyorlar. "Halkı zalimin elinden kurtarmaları" en fazla 5-10 yıl sürerken, halkın yeraltı zenginliklerini sömürmeleri daha vahim oluyor. Genellikle bu küçük ve aciz devletler "kendilerini bir diktatörün elinden kurtaranlara" borçlarını paraları olmadığından petrol ve yeraltı kaynaklarından ödemeye mahkum edliliyorlar. Kendi devletlerinde girmek istedikleri devlet vatandaşlarından herhangi birinin teröre bulaşmış olması onların o devletlere girmesini daha meşru bir hale getiriyor kamuoyunun gözünde. Yani eskiden kolonilerden beslenenler şimdi terör ve inançları kullanarak besleniyorlar.
Bu güçlü devletlerin kendilerine çok uzakta ve hiç alakaları olmayan diğer içi karışık devletlerle oralara gitmelerine ne bu kadar sebep olabilir? Oralarda zaten karışıklıklar vardı eskiden beri. Öyleyse oralarda ne arıyorlar gerçekte bunlar diye sorarlar adama. Eğer kendi ülkenizde terör istemiyorsanız kapatırsınız sınırlarınızı olur biter. Kimseyide kendi ülkenize sokmak zorunda değilsiniz. Eğer oradaki masum halka yardıma gidecekseniz, ki öyle diyerek gidiyorsunuz, o zaman onlara yaptığınız iyiliğin karşılığını neden sonra onların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını alıyorsunuz? Bunun adı iyilik ve insani yardım değil, bu olsa olsa karşılıklı ticarettir.
Kendi içindeki başka kültürlerdeki insanlarla dahi geçmişte tecrübe yaşamamış (osmanlı gibi mesela) bu ülkeler ortadoğuda ne arıyorlar? Kendi ülkelerindeki değişik kültürlerdeki insanların inançları ve haklarındaki sorunlarını dahi çözemeden başka devletlere demokrasi getirmek için silahlarıyla yola çıkmalarını kim samimi ve insani bulacak? Oradaki insanları yine o ülkenin insanlarının ellerinden kurtaracakmış. Gerçektende bu kadar insani mi düşünüyorlar acaba? O zaman bugün Esad zulmünden inim inim inleyen halka niye yardım etmezler? Hatta tavır değiştirip neden neredeyse Esad'ı meşru görmeye kadar giderler? Mısır'da demokratik seçimle gelmiş Mursi'yi niye hiç sevmez hatta kökten dinci, İslamcı diye tabir ederler? Bu şekilde insani, demokratik ve samimi olduklarını kime anlatabilirler ki?
Dolayısıyla okuduklarımız, medyada takip ettiklerimiz bizi şu fikre götürüyor: Bu güçler karikatürler, Kuran yakmalar ve daha birçok şeyleri devreye sokarak inançlı insanların inançlarıyla alay ederek onları kışkırtıp teröre alet olmalarını sağlıyorlar. Onların ülkelerindeki karışıklıklarıda kullanarak oralara giriyorlar, yeraltı ve yerüstü kaynaklarına göz dikiyorlar.
Türkiye her ne olursa olsun bu inanç, mezhep ve terör tuzağına düşmediğinden şimdi ekonomik olarak çökertilip halkın iktidara olan güvenini sarsma girişimleri var (Gezi olaylarıyla başlayan, aynı yıl 17 Aralık 2013 "dost darbesi" ve arkasından gelen ekonomideki gözle görülür kötü gidiş). Bununda arkasında yine bazı devletlerin kendilerine ekonomide yeni rakibi istememe ve kanını emdikleri ülkelere Türkiye'nin özgüvenli bir Müslüman devlet olarak "kötür bir örnek teşkil etmesi" korkuları yatıyor.
Malesef Türkiye'nin iktidarının yıkılması için devreye konan planlara Türkiyedende su taşıyanlar var. Bunlardan Türkiye'de çok önemli bir kurum mesela diyor ki, 'Sizin döneminizde bire beş kazandık' , 'Hükümet başarılı ama bizim oyumuz başka yere.' Bu çok açık bir itiraftır. Sonra 17 Aralık darbesinden sonra 'Böyle bir ülkeye küresel sermaye gelmez' diyerek adeta artık asıl gerçek niyetini meydana sergileyerek son darbenin inmesi için yabancı yatırımcılara kaş göz atıyor.
Buraya kadar yazdıklarım Türkiye ve İslam dünyasındaki bazı entellektüellerin genel kanaatleri olduğunu düşündüklerimdi.
Gelelim konumuza...
Burada lafı biraz açarsak işi cıvıtmış olurmuyuz bilmiyorum ama şöyle:
Kimileri buna kültürel yozlaşma desin, kimileri bana sinirlensin ben sadece gözlemlerimi ve düşüncelerimi aktarıyorum.
Farzedelim ki bir yabancı işadamı var (işkadınını da tersinden düşünebilirsiniz) bu adam şimdiye kadar Türkiye hakkında bağnaz insanların yaşadığı, kadınların gözlerine kadar örtündüğü bir ülke olarak biliyor. Bu ülkenin erkeklerinin kıskançlıktan kadınları iş hayatına ve ekonomiye dahil etmediğinden bu ülkenin üretken olamayacağını düşünüyor. Dolayısıyla bu ülkeyle ticaret konusunda kafa bile yormaya değmez diye düşünüyor ve inanıyor.
Farzedelim ki bu adam bir gün Türk televizyonunda son derece yakışıklı gençler, insanın içini hoplatan hatta tahrik edcek noktaya getiren güzel kızlar gördü. Bu adamın kafası 180 derece döner. "İşte çeşitli renklerde insanların yaşadığı ülke olmanın bir avantajı budur". Birileri çıkıp şimdi bana din dersi vermeye kalkışabilir. Ona sadece tespitlerimi aktardığımı, benim dünya görüşümü illa ki yansıtması gerekmediğini anlattıklarımın, aktarmak isterim.
Bu adam biraz daha incelediğinde mesela denizlerinde mayoların giyildiği (hatta bazı yerlerde üstsüz), sokaklarında dildoların satıldığı, sokaklarında transeksüellerin, hayat kadınlarının gezindiği, geceleri bira pavyonlarında içki içildiği, hatta bazı başıörtük kadınları banklarda erkeklerle dudaktan öpüştüğü, bazı cinsel açlık çeken gençlerinin sokakta yürüyen kızları yiyecekmiş gibi bakındığı, baktıkları kızlarla bir gece için nelerini feda eymeyecekleri, bazı dini hassasiyeti olan insanların veya olmayanların sokağa kadın veya kızlarıyla çıktıklarında maymun bakışlardan moralleri bozulmuş ve kavgalı şekilde evlerine dödükleri, sokakta gezen bazı kadınlarının avrupalı kadınlara taş çıkartırcasına islamın açık saçık level'inde olduğunu görünce bu ülkeye yatırım yapmasında nereye yapsın. Önce yatırır sonra ne yapmaz. Çünkü "çokrenklilik" bulanık suda balık avlamak kadar kolaylaştırır işini, çok kazanç getirir. Arada bir kaçamak yapıp saman altından su yürüteceğini dahi düşünür.
Avrupalıya aktarmak istediğiniz "biz her din ve inançta insanlara toleranslıyız" ı söylemeni ve uygulamaya koymanı isteyen kafa islamofobi denen şeyi uydurdu bundan ticari ve kültürel olarak faydalanmak için.
Senden kim korkar ya, senin cümrün ne ki.
İslamofobiymiş! Bu kelime üzerinden ne paralar kazanılıyor, ne kitaplar satılıyor biliyor musun?
Avrupa ile Asya arasına sıkışmış, kafası sarhoş gibi dolaşan çok sayıda Türk gençleri kendini bulamamış ve henüz bulma aşamasında olup yaşlarının saflığı ve onlara öğretilenlerle bu yollarında giderken atıp dökecek çok değerli şeyleri var. Bu atılıp dökülenleri toplamak çok kolayken neden kendinden emin, oturaklı, işini bilen kolay ikna edilemeyen avrupa pazarlarında kafa yorsun. Buraya yatırım yapılmazda nereye yapılır.
Tabi burada istikrar ön planda geliyor ama bu unsurlarında gözardı edilmemesi lazım. Bazılarını elini yüzüne bulaştırdığı ama bazılarının avrupalılara taş çıkartırcasına -özellikle kadınları seksi giyim kuşamınında- ekonomiye katkıda bulunan unsurlardan biridir, bunu inkar etmeyelim. Tarihte kadınlar için imparatorluklar yıkılmış, servetler harcanmış, makamlar yıkılmış, hatta terkedilmiştir.
Televizyonda güzel türk kadınları ve kızları görenler birde canlısını görelim diye Türkiye'ye neden gelmesin. Kendi ülkesinde sabit bir yuva kurma telaşıyla her gece bir diskodan bir erkekle sevişe sevişe yaşı gitmiş işi bitmiş, turşuya dönmuş bir A ülkesi kadını A. ülkesi sevdalısı Türkiyedeki bir türk erkeğin bu sevdasını neden kendine koca bulmak için kullanmasın. Sadece güneş, deniz ve kumsal içinmi turist geliyor zannediyorsunuz. Gelincede ekonomi güçleniyor. Ama çok tavizler vererek.
Avrupai sarı saçları mavi gözleri birçok Türk tahrik edecek derecede cazip bulmuyormuyuz. Avrupadakilerde tersine ela gözü, siyah gözü, esmer teni, egzotik tipleri cazip bulmuyorlarmı. Tamam işte karşılıklı anlaştık gitti. Sorun nerede. Sorun kalmadı cinsel arzular inançları bastırıyor artık. Yarın bunu örnek göstererek bir hocanın çıkıpta o bilindik Ayeti işaret ederse hiç şaşmayın. Mealen: Ben insanları birbirlerini merak etsinler ve yakınlaşsınlar diye renklerini, dillerini... farklı yarattım. Haydi çık işin içinden hacı!
Bu arada söyleyelim Avrupadaki türk düğünlerini yayınlayan o televizyondaki oynayanlarla irtibat kurmak için Türkiyedeki gençler yanıp tutuşuyormuş. Maksat ne, Avrupaya kapağı atmak. Sen Avrupayı kendi saadetinden önemli tutuyorsan evlensen ne olacak.
İnanç turizmi safsatasıda işin bir başka boyutu. Yani böyle yapmakla denmiş oluyor ki, "bakın biz kendimizi de aştık kilise yaptık". Dolayısıyla nasıl olurda kilise yapan müslümanlar size canlı bomba atar. Fobi mobi yok bizde. Mayonuzu giyip girin kumsala, sonra çıkıp isterseniz camiye gidin, oradanda çıkıp isterseniz tekrar kumsala sonra birde türbeler gezin filan. Bir camide avrupalı hıristiyanlar yapsında görelim hani. Yani bizde İslamofobi yok diye inandırmak için bir kumsallarda po.. filmi çevirmelerine izin vermediğimiz kaldı.
Mesela Antalya'da sokaklarda mayolu gezildiği gibi bazı avrupa ülkelerinde gezinseniz sizin aklınızdan şüphe ederler. Türkiye o kadar şeffaf olmuş, o kadar tranparent olmuş işte. Hem o kadar transparent ki tel örgü arkasına hapsedilmiş vahşi dişiyi andıran transparent kilotlu çorapları giyinenler bile var. Adeta beni bu tel örgülerden kim kurtaracak diye karşı cinsi tahrik ediyor hani. Ne kadar şeytani ya. Bazen düşünüyorum hani kadınların erkekleri çözdüğü kadar erkekler kadınları asla çözmüş değil. Hani o çorapların insanı çileden çıkartacağını nasıl akıl etmişler. Transparan çorap = Kendinin o tel örgülerden kurtaracak ona bakınca çileden çıkan pazulu güçlü maçoyu bekleyen vahşi dişi. Çıldırmamak mümkün mü?
Görüyorsunuz ki, bu cari açık ne kadarda başka şeylerle ilişkili imiş. Cari açık dedik nerelerimiz açık çıktı. Hatta çırılçıplak olmuşuzda haberimiz yokmuş.
Bunu bir insanın ayağını yorganına göre uzatıp uzatmamasına benzetebiliriz.
Yani bir insan kazandığından çok harcıyorsa bu anormal bir durumdur. Aynı şekilde bir devlette kazandığından çok harcıyorsa buda anormal bir durumdur. Bir devletin kazandığıyla harcadığı arasındaki bu rakam farkına cari açık denir. Örnek verecek olursak, bir devlet bir ayda 20 milyar dolar kazanmış ama 30 milyar dolar harcamışsa aradaki cari açık 10 milyar dolar eder.
Cari açık üç kısımdan oluşur. Bunlardan biri ithalat ve ihracattır. İkincisi hizmetlerdir. Bunlar turizm, sigortacılık ve taşımacılık gibi şeylerdir. Diğer ve son ayağıda transfer hesabı olup bunlar, yurtdışında çalışan işçilerimiz ve yurtiçinde çalışan yabancı işçilerin meydana getirdiği döviz transferidir.
Yukarıda bahsettiğimiz trasnferler, hizmetler ve ticaret sonucunda ülkeye giren döviz çıkandan az ise aradaki fark cari açığı gösterir. Cari açık bir başka deyişle cari fazladır.
CARİ AÇIĞIN SEBEPLERİ
1. İhracat
Cari açığın en önemli sebeplerinden biri gelişmekte olan ülke olmaktır. Çünkü gelişmekte olan bir ülke demek dış ticaret ortakları bulma yolunda daha çok çaba sarfeden, henüz dış ticarette belli bir kıvama gelememiş ülke demektir. Hükümetin senede dünyayı bilmem kaç kere tur atacak kadar yolculuk yapmasının sırrı budur. Bunun içine kaliteli üretilmiş malların dış ticarete sunulması, ucuz ve cazip sunulması gibi amansız yarışlar var demektir.
2. Hizmetler
Turizm, taşımacılık, Sigortacılık gibi hizmetlerin getirdiği bu kısmın en önemli ve en kolay gelir kaynağı Turizmdir. Çünkü ülkenize turist birinci derecede hava ve denizden dolayı gelir. Bu birincil avantajları olan ülkeler hazır petrolü satan araplara biraz benzerler. Çünkü hava ve deniz insanın kendi ürettiği şeyler olmadığından turistleri çekmek için çok aşırı uğraşlar gerektirmez.
3)Transfer
İşçilerin yurtdışına gidip gelmeleri devletin çok etkisi olacağı bir konu değildir, devletlerin etkili olacağı bir konudur. Devletlerarası konsensüsle olacak bir konudur. Bu yüzden tek taraflı bir devletin halledeceği bir konuda değildir iki devlet arasındaki konular. Burada kültür meselesi, tarihsel meseleler vardır. Eğer iki devletin kültürleri birbirine uymuyorsa, arada siyasi ve politik sorunlar varsa, ki bu genelde kültürlerin uymamasından kaynaklanır, o zaman ticaret ve ekonomide bundan etkilenir. Ülkelerin ticareti ve ekonomiyi ayrı kulvarlarda değerlendirmeleridir gerekli olan. Yoksa ülkelerin bütün ekonomileri bundan payını alır. Genelde ekonominin diğer sorunlardan ayrı değerlendirerek ve ticaretin artırarak sürdürülmesi devletlerin zenginleşmesi ve yakınlaşmasına yol açar, sebep olur. Neredeyse güçlü devletlerin asıl sırrı buradadır. Ticareti bütün siyasi ve politik unsurlardan ayrı kulvarlarda değerlendirimesi yani. Türkiye ekonomisinde atılan adımlar son yıllarda bu felsefenin benimsenmesiyle olmuştur.
MÜSLÜMAN BAZI ENTELLEKTÜELLERİN GENEL KANAATLERİ
Küresel güçteki devletlerin siyasi ve politik olayları kullanarak güçlü kaldıklarını inkar edemeyiz. Bu devletler genelde gelişmekte olan ülkelerin aksine birçok şeyi ekonomide rayına oturtmuş, kendi sözde ideolojilerini kullanıp güya birbirlerine karşıt durarak ve küçük ve gelişmekte olan ülkeleride böyle etkileyerek "küçük balıkları yemektedirler". İdeolojilerin artık günümüzde pek rağbet görmediği günümüzde bazı devletlerin fitneci hükümetleri artık inançları kullanarak, bazı farklı inançtaki topluluk ve devletleri birbirine düşürerek modern anlamda çalıp yağmalamakla ekonomilerini ayakta turmaya çalışıyorlar. Geçmiştede bunun koloniler şeklinde örnekleri yaşanmıştı.
Birçok devletlerdeki dini farklılıklardan dolayı savaşa girişenleri birilerinden kurtarma adına oraya girip o devletleri kendilerine sizi kurtardık diye tazminata mahkum ediyorlar. "Halkı zalimin elinden kurtarmaları" en fazla 5-10 yıl sürerken, halkın yeraltı zenginliklerini sömürmeleri daha vahim oluyor. Genellikle bu küçük ve aciz devletler "kendilerini bir diktatörün elinden kurtaranlara" borçlarını paraları olmadığından petrol ve yeraltı kaynaklarından ödemeye mahkum edliliyorlar. Kendi devletlerinde girmek istedikleri devlet vatandaşlarından herhangi birinin teröre bulaşmış olması onların o devletlere girmesini daha meşru bir hale getiriyor kamuoyunun gözünde. Yani eskiden kolonilerden beslenenler şimdi terör ve inançları kullanarak besleniyorlar.
Bu güçlü devletlerin kendilerine çok uzakta ve hiç alakaları olmayan diğer içi karışık devletlerle oralara gitmelerine ne bu kadar sebep olabilir? Oralarda zaten karışıklıklar vardı eskiden beri. Öyleyse oralarda ne arıyorlar gerçekte bunlar diye sorarlar adama. Eğer kendi ülkenizde terör istemiyorsanız kapatırsınız sınırlarınızı olur biter. Kimseyide kendi ülkenize sokmak zorunda değilsiniz. Eğer oradaki masum halka yardıma gidecekseniz, ki öyle diyerek gidiyorsunuz, o zaman onlara yaptığınız iyiliğin karşılığını neden sonra onların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını alıyorsunuz? Bunun adı iyilik ve insani yardım değil, bu olsa olsa karşılıklı ticarettir.
Kendi içindeki başka kültürlerdeki insanlarla dahi geçmişte tecrübe yaşamamış (osmanlı gibi mesela) bu ülkeler ortadoğuda ne arıyorlar? Kendi ülkelerindeki değişik kültürlerdeki insanların inançları ve haklarındaki sorunlarını dahi çözemeden başka devletlere demokrasi getirmek için silahlarıyla yola çıkmalarını kim samimi ve insani bulacak? Oradaki insanları yine o ülkenin insanlarının ellerinden kurtaracakmış. Gerçektende bu kadar insani mi düşünüyorlar acaba? O zaman bugün Esad zulmünden inim inim inleyen halka niye yardım etmezler? Hatta tavır değiştirip neden neredeyse Esad'ı meşru görmeye kadar giderler? Mısır'da demokratik seçimle gelmiş Mursi'yi niye hiç sevmez hatta kökten dinci, İslamcı diye tabir ederler? Bu şekilde insani, demokratik ve samimi olduklarını kime anlatabilirler ki?
Dolayısıyla okuduklarımız, medyada takip ettiklerimiz bizi şu fikre götürüyor: Bu güçler karikatürler, Kuran yakmalar ve daha birçok şeyleri devreye sokarak inançlı insanların inançlarıyla alay ederek onları kışkırtıp teröre alet olmalarını sağlıyorlar. Onların ülkelerindeki karışıklıklarıda kullanarak oralara giriyorlar, yeraltı ve yerüstü kaynaklarına göz dikiyorlar.
Türkiye her ne olursa olsun bu inanç, mezhep ve terör tuzağına düşmediğinden şimdi ekonomik olarak çökertilip halkın iktidara olan güvenini sarsma girişimleri var (Gezi olaylarıyla başlayan, aynı yıl 17 Aralık 2013 "dost darbesi" ve arkasından gelen ekonomideki gözle görülür kötü gidiş). Bununda arkasında yine bazı devletlerin kendilerine ekonomide yeni rakibi istememe ve kanını emdikleri ülkelere Türkiye'nin özgüvenli bir Müslüman devlet olarak "kötür bir örnek teşkil etmesi" korkuları yatıyor.
Malesef Türkiye'nin iktidarının yıkılması için devreye konan planlara Türkiyedende su taşıyanlar var. Bunlardan Türkiye'de çok önemli bir kurum mesela diyor ki, 'Sizin döneminizde bire beş kazandık' , 'Hükümet başarılı ama bizim oyumuz başka yere.' Bu çok açık bir itiraftır. Sonra 17 Aralık darbesinden sonra 'Böyle bir ülkeye küresel sermaye gelmez' diyerek adeta artık asıl gerçek niyetini meydana sergileyerek son darbenin inmesi için yabancı yatırımcılara kaş göz atıyor.
Buraya kadar yazdıklarım Türkiye ve İslam dünyasındaki bazı entellektüellerin genel kanaatleri olduğunu düşündüklerimdi.
Gelelim konumuza...
Burada lafı biraz açarsak işi cıvıtmış olurmuyuz bilmiyorum ama şöyle:
Kimileri buna kültürel yozlaşma desin, kimileri bana sinirlensin ben sadece gözlemlerimi ve düşüncelerimi aktarıyorum.
Farzedelim ki bir yabancı işadamı var (işkadınını da tersinden düşünebilirsiniz) bu adam şimdiye kadar Türkiye hakkında bağnaz insanların yaşadığı, kadınların gözlerine kadar örtündüğü bir ülke olarak biliyor. Bu ülkenin erkeklerinin kıskançlıktan kadınları iş hayatına ve ekonomiye dahil etmediğinden bu ülkenin üretken olamayacağını düşünüyor. Dolayısıyla bu ülkeyle ticaret konusunda kafa bile yormaya değmez diye düşünüyor ve inanıyor.
Farzedelim ki bu adam bir gün Türk televizyonunda son derece yakışıklı gençler, insanın içini hoplatan hatta tahrik edcek noktaya getiren güzel kızlar gördü. Bu adamın kafası 180 derece döner. "İşte çeşitli renklerde insanların yaşadığı ülke olmanın bir avantajı budur". Birileri çıkıp şimdi bana din dersi vermeye kalkışabilir. Ona sadece tespitlerimi aktardığımı, benim dünya görüşümü illa ki yansıtması gerekmediğini anlattıklarımın, aktarmak isterim.
Bu adam biraz daha incelediğinde mesela denizlerinde mayoların giyildiği (hatta bazı yerlerde üstsüz), sokaklarında dildoların satıldığı, sokaklarında transeksüellerin, hayat kadınlarının gezindiği, geceleri bira pavyonlarında içki içildiği, hatta bazı başıörtük kadınları banklarda erkeklerle dudaktan öpüştüğü, bazı cinsel açlık çeken gençlerinin sokakta yürüyen kızları yiyecekmiş gibi bakındığı, baktıkları kızlarla bir gece için nelerini feda eymeyecekleri, bazı dini hassasiyeti olan insanların veya olmayanların sokağa kadın veya kızlarıyla çıktıklarında maymun bakışlardan moralleri bozulmuş ve kavgalı şekilde evlerine dödükleri, sokakta gezen bazı kadınlarının avrupalı kadınlara taş çıkartırcasına islamın açık saçık level'inde olduğunu görünce bu ülkeye yatırım yapmasında nereye yapsın. Önce yatırır sonra ne yapmaz. Çünkü "çokrenklilik" bulanık suda balık avlamak kadar kolaylaştırır işini, çok kazanç getirir. Arada bir kaçamak yapıp saman altından su yürüteceğini dahi düşünür.
Avrupalıya aktarmak istediğiniz "biz her din ve inançta insanlara toleranslıyız" ı söylemeni ve uygulamaya koymanı isteyen kafa islamofobi denen şeyi uydurdu bundan ticari ve kültürel olarak faydalanmak için.
Senden kim korkar ya, senin cümrün ne ki.
İslamofobiymiş! Bu kelime üzerinden ne paralar kazanılıyor, ne kitaplar satılıyor biliyor musun?
Avrupa ile Asya arasına sıkışmış, kafası sarhoş gibi dolaşan çok sayıda Türk gençleri kendini bulamamış ve henüz bulma aşamasında olup yaşlarının saflığı ve onlara öğretilenlerle bu yollarında giderken atıp dökecek çok değerli şeyleri var. Bu atılıp dökülenleri toplamak çok kolayken neden kendinden emin, oturaklı, işini bilen kolay ikna edilemeyen avrupa pazarlarında kafa yorsun. Buraya yatırım yapılmazda nereye yapılır.
Tabi burada istikrar ön planda geliyor ama bu unsurlarında gözardı edilmemesi lazım. Bazılarını elini yüzüne bulaştırdığı ama bazılarının avrupalılara taş çıkartırcasına -özellikle kadınları seksi giyim kuşamınında- ekonomiye katkıda bulunan unsurlardan biridir, bunu inkar etmeyelim. Tarihte kadınlar için imparatorluklar yıkılmış, servetler harcanmış, makamlar yıkılmış, hatta terkedilmiştir.
Televizyonda güzel türk kadınları ve kızları görenler birde canlısını görelim diye Türkiye'ye neden gelmesin. Kendi ülkesinde sabit bir yuva kurma telaşıyla her gece bir diskodan bir erkekle sevişe sevişe yaşı gitmiş işi bitmiş, turşuya dönmuş bir A ülkesi kadını A. ülkesi sevdalısı Türkiyedeki bir türk erkeğin bu sevdasını neden kendine koca bulmak için kullanmasın. Sadece güneş, deniz ve kumsal içinmi turist geliyor zannediyorsunuz. Gelincede ekonomi güçleniyor. Ama çok tavizler vererek.
Avrupai sarı saçları mavi gözleri birçok Türk tahrik edecek derecede cazip bulmuyormuyuz. Avrupadakilerde tersine ela gözü, siyah gözü, esmer teni, egzotik tipleri cazip bulmuyorlarmı. Tamam işte karşılıklı anlaştık gitti. Sorun nerede. Sorun kalmadı cinsel arzular inançları bastırıyor artık. Yarın bunu örnek göstererek bir hocanın çıkıpta o bilindik Ayeti işaret ederse hiç şaşmayın. Mealen: Ben insanları birbirlerini merak etsinler ve yakınlaşsınlar diye renklerini, dillerini... farklı yarattım. Haydi çık işin içinden hacı!
Bu arada söyleyelim Avrupadaki türk düğünlerini yayınlayan o televizyondaki oynayanlarla irtibat kurmak için Türkiyedeki gençler yanıp tutuşuyormuş. Maksat ne, Avrupaya kapağı atmak. Sen Avrupayı kendi saadetinden önemli tutuyorsan evlensen ne olacak.
İnanç turizmi safsatasıda işin bir başka boyutu. Yani böyle yapmakla denmiş oluyor ki, "bakın biz kendimizi de aştık kilise yaptık". Dolayısıyla nasıl olurda kilise yapan müslümanlar size canlı bomba atar. Fobi mobi yok bizde. Mayonuzu giyip girin kumsala, sonra çıkıp isterseniz camiye gidin, oradanda çıkıp isterseniz tekrar kumsala sonra birde türbeler gezin filan. Bir camide avrupalı hıristiyanlar yapsında görelim hani. Yani bizde İslamofobi yok diye inandırmak için bir kumsallarda po.. filmi çevirmelerine izin vermediğimiz kaldı.
Mesela Antalya'da sokaklarda mayolu gezildiği gibi bazı avrupa ülkelerinde gezinseniz sizin aklınızdan şüphe ederler. Türkiye o kadar şeffaf olmuş, o kadar tranparent olmuş işte. Hem o kadar transparent ki tel örgü arkasına hapsedilmiş vahşi dişiyi andıran transparent kilotlu çorapları giyinenler bile var. Adeta beni bu tel örgülerden kim kurtaracak diye karşı cinsi tahrik ediyor hani. Ne kadar şeytani ya. Bazen düşünüyorum hani kadınların erkekleri çözdüğü kadar erkekler kadınları asla çözmüş değil. Hani o çorapların insanı çileden çıkartacağını nasıl akıl etmişler. Transparan çorap = Kendinin o tel örgülerden kurtaracak ona bakınca çileden çıkan pazulu güçlü maçoyu bekleyen vahşi dişi. Çıldırmamak mümkün mü?
Görüyorsunuz ki, bu cari açık ne kadarda başka şeylerle ilişkili imiş. Cari açık dedik nerelerimiz açık çıktı. Hatta çırılçıplak olmuşuzda haberimiz yokmuş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)